Ana Sayfa YAZILARIM Sanat Yazıları “Valilerin de Öyküleri Vardır” Kadir Çalışıcı

“Valilerin de Öyküleri Vardır” Kadir Çalışıcı

0
88
image description

Anılar; sevinç ve acıların ortak dilidir. Ancak insan çoğu kez akşam yediğini unuttuğu halde, hangi şeyler bir anının akılda kalmasını sağlar. Üstelik bu anılar geçmişin dili olarak nasıl olur da öyküye dönüşür? Çoğu zaman insanın yazmasından çok insanı yazmak konusunda harekete geçiren nokta önemlidir. Bu nokta aynı zamanda yazarın yaşam karşısında durduğu noktayı ve tavrı gösterir. Bu onun duyarlık alanıyla ilgilidir.

Valimiz Kadir Çalışıcı’nın Bilgi Yayınevinden çıkan “Valilerin de Öyküleri vardır” kitabındaki öyküler bunu doğrular niteliktedir. Kadir Çalışıcı, kitap kapağında kendi sözleriyle şöyle diyor. “Bir kente gelmek o kenti kucaklamak demektir; çocuklarını kucaklamak gibi… Bir kente gelmek bir vali için o kenti sırtlamak demektir. Hasta anasını sırtlar gibi…”

Her insan, insan için farklı şeyler düşünür. Kimisi için insan, bir iş gücüdür, kimisi için ise bir yaşamdır. Özellikle siyasetçi ve idareciler için sorumluluk alanlarıdır. Her ne kadar biz kurulu düzenler içinde çeşitli yozlaşma alanlarıyla yüz yüze gelsek de zaman zaman o sistemlerin içinde insani olana özel önem verenler vardır. Bu sorumluluk alanı içinde “insana ne olduğunu gözlemlemek ve insan için iyi olanı dilemek” önemli bir noktadır. Bürokrasi ya da yönetim, sadece masanıza gelen bir imza sorumluluğu demek değildir.

Klasik öykü tarzında yazılmış ve anılardan oluşan öykü ve anlatılarında Vali Kadir Çalışıcı’yı yazmaya iten yaşam derslerine tanıklık ediyoruz. Lirik bir anlatımla dile getirdiği öyküleri,  türküler; Necip Fazıl, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı, Yahya Kemal Beyatlı ve Yavuz Bülent Bakiler’in şiirlerinin çağrışımlarıyla süslenmiş. Edebiyat ve yazarlık hiçbir zaman lokal bir disiplin değildir. Bir yazarı besleyen damarlar vardır. Edebiyatın kendisinden, roman, destan, öykü şiir gibi yazınsal disiplinler olabileceği gibi mantık yürütmesinde ve gözlemini kuvvetlendiren hukuk, sosyoloji, felsefe ve tarih gibi sözel disiplinlerden de yararlanır. Öykülerde yer alan bu şiir ve türküler, öykünün dilini ve akışını lirik bir noktaya taşırken, yazarın öznel dünyasının da coşkun ve duygusal noktada durduğunun işaretlerini veriyor.

Bir yazarı söyletmeye iten şeyler arasında, insanın içine düştüğü acılar kadar, traji- komik çelişkiler de yatar. Bizim insanımız için “Devlet” babadır. Herkes ondan umut bekler. Bazıları içinse özellikle yetkiyi ele geçiren ve bu yetkisini insan için kullanmayanlar için “Devletin Malı Deniz Yemeyen Domuz” dur. Kitapta yer alan “Nazife Nine “ adlı öyküde kendi daracık dünyasının içinde ülkesinde dar günler olduğunu fark eden bir Anadolu Kadınının tüm olgunluğuyla devletten bir şey beklemeksizin üç yetimine bakma çabası yer alıyor. Kendisinin yiyecek, yakacak gibi ihtiyacı olduğu halde bunu neden istemediği sorulduğunda “ Hökümet çok sıkıntıdeymiş… Bu sıkıntıda bir de biz mi yük olam. Bizim hükümetimize yardım etmemiz lazım değimli yavrım” sözleri yer alıyor. Bu hayret verici durum için yazar şu yorumu yapıyor. “Galiba bize dokunan, bizi yıkan şeyler ona dokunmuyor ve onu yıkamıyordu. Çifte kavrulmuş bir kalbi vardı. Hem yetimlerinin hem de hükümetin yerine yanacak kadar. Bunu da yüzünden hiç eksilmeyen gülümsemesinden anlıyorum.”

Gurbet türküleri en çok bizim dilimizde vardır. Her zaman nehirler boyunca göç eder, bir yandan da yeni yerleri gurbetimiz sanarak sıla hasreti çekeriz. Bu hasretlikte kuşlardan medet umar, güvercin kanadına sevimcimizi, Anka kuşunun kanadına umudumuzu ve Turnalara dilek ve selamlarımızı yükleriz. Göçmen Kuşlar öyküsünde bir kuşun göçüyle, bir insanın göçü karşılaştırılıyor. Bir serçe kuşu, soğuk kış mevsiminde göçemediği için, Hanife Nine ise Bulgaristan’dan zorla göç ettirildiği için ölümle yüz yüze geliyor.

“Açık Blue” öyküsünde ise eğitim için yurt dışında yüz yüze geldikleri ve dil bilmemenin zorlukları lirik ve ironik bir dille anlatılıyor. Benzeri bir yorumu “Ah şu koordinasyonlar” öyküsünde de görüyoruz.

“Son Murad”  öyküsünde yalancı mercimekli pilav pişiren Fadime Nine’nin öyküsü yer alıyor. Kendisini ziyaret edenin vali olduğuna inanmayarak “Bendeki göze bak” diyerek itiraz eden Fadime Nine, o yoksulluğuna rağmen camiye halı bağışlamak ister ve bunu sanki büyük bir mesele gibi görür. Ama dileği kolayca hallolur. Fadime Nine kendi evinde sessizce ölür. Cenazesi de tıpkı son günlerinde olduğu gibi, sessiz ve ıssızdır.

Genelde bir öykünün bir iletisi olması beklenir. Kitapta yer alan anı öykülerde ise, yazarın hangi şeylerden ders ve feyz aldığı ya da yorum getirdiği durumların tanıklığını görüyoruz. Kadir Çalışıcı kitabına “Valilerin de öyküleri vardır” adını vermiş. Hayattan bu kadar çok beslenmenin, coşku duymanın ve geçmişe dönük bir duygusallıkla ve çağrışımsal zenginliğinin oluşu,  Kadir Çalışıcı’nın daha pek çok öyküleri olacağının göstergesi.

 

 

Zehra Çam

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here