TÜRKÜLERİN DİLİ

0
112

Türkülerimiz, günlük yaşam içindeki  arzular, beklentilerin saflığını, muzipliğini açıkça dile getirir. Bunları anlamak insanın güce,aşka, sevdaya yönelişini; güzeli arayışı hakkında  ipuçları verir.

İster köylü ister kentli olalım, insanın benzer arzuları ve zaafları  var. İnsanoğlunun yalnız çağımızda değil, önceleri de güce yöneldiğini görüyoruz.“Engine de deli gönül engine, şimdi rağbet güzel ile zengine, güzel isen hatırını sayarlar, çirkin isen dış kapıdan kovarlar.”(Yozgat) Bu türkü Nasrettin Hoca’ nın kürkünü anımsatır hep bana. Köyde yaşam normalde, tarım ve hayvancılıktaki verim üzerine düşünülür. Bir de şu türküye bakalım. “ Ben varmam inekliye, yoğurdu sinekliye, Allah nasip eylesin, omuzu tüfekliye” Halbuki bu hatun kızımız, ineğin sütünden yağından, etinden gücünden yararlanarak bir sürü iş yapabilir. Ya da inekleri çok olan bir ağa onu mutlu edebilir. Gel gör ki o omuzu tüfekli yar istiyor. “Kale kaleye bakar, ah kaleden kanlar akar, delikanlı dururken, ihtiyara kim bakar.”(Silifke) Burada da gençlik va tazelik tercih ediliyor. “Hış hışı hançer, boynuma le le küpeli kızlar yanıma, ben halayın başıyam le le incili küpe kaşıyam” (Gaziantep) Delikanlımız, burada kendini pek beğeniyor. “İki keklik bir kayada ötüyor” türküsünde “ yazması oyalı, kundurası boyalı yar benim aman aman”  denilerek zengin biri seviliyor. “Yazması oyalı, kundurası boyalı” Yine bir anonim türküde “keten göynek filfili / nineler,” derken de aynı şeyi görebiliriz. Keten her zaman pahalı bir kumaştır.

Sevda insanın hayatına her zaman damgasını vurmuştur ve onu meşgul etmiştir. Kavuşmanın, sevincin, özlemin, ayrılığın beğeninin dili olmuştur türküler. “Kiraz aldım dikmeden, halime dallarını bükmeden, bir armağan ver bana, Halimem ben gurbete gitmeden.”(Bolu)  Ya da “ şeftali ağaçları, türlü çiçek başları, yaktı yandırdı beni, yârin hilal kaşları”(Sinop) sözleri olan türküde sevdiğine “ tin tin tinimini hanım “ gibi sevimli sözler söylüyor.

Özellikle sevgiliye sunulan türkülerde pek denetim de yoktur. Dil, ne güzelliği dile getirmede, ne de arzularını söylemede çekingen davranır. Sevgilinin kaşı kara olsun olmasın ona kurban olunur. Hasretinden yanılan sevgililere davetiye çıkarılır.”Sigaramın incesi baylan cemilem, gönlümün eğlencesi, Bir akşam gel bir sabah baylan Cemilem, ille de Cuma gecesi”(Manisa);  “elvan elvan memeler, kavuşmuyor düğmeler…” (Anonim)

Zaman zaman da türkülerde akrabalara nispet yapılır. “Hopdiridi datdirididom” (Ege) türküsünde, “haydindi teyzen  dayın, gurusun domuz soyun, ağabeyine ben varacen, yengen olucen gayrı” der. Bir insanın, dünyalarda bir tane sevdiğini, sülalesinden ayrı düşünmesi doğal mı bilemem. Ama kızımız sevdası için mücadele veriyor.

Bazen de sevgiliye suç atılır. Sevdadan sevgili sorumlu tutulur. “Ah ne bakarsın kömürde gözlüm kapıdan, sensin beni doğru yoldan sapıdan”(Eskişehir) “Yeşil ördek gibi daldım göllere, sen düşürdün beni dilden dillere” (Zara) derken de bir ahlanma sızlanma dile geliyor.

Kültürümüzde ayrıca “gelin” li türküleri de unutmamalı. Pek çok seven kavuşamamıştır ama sevdaları sürmüştür. Ya da yasak ilişkiler bir biçimde devam etmiştir. “Bağa gel bostana gel, zülfün destele gel, erin izin vermezse yalandan hastalan gel”, Köprüden geçti gelin türküsünün öyküsünde de benzer bir ayrılık vardır.” Kiremitte buz musun gelin misin kız mısın, akşam sana varacam evde de yalınız mısın…” diye sorgu da var. Bir de   “ Halime’yi samanlıkta basmışlar, şalvarını gül dalına asılmışlar.” Nedeni malum.

Tabii “bir fındığın içini yar senden ayrı yemem” diyen biri olduğu gibi, sevdiğini deneyen söyleşilere de tanık oluyoruz. “Allah Allah desem gelsem, hakkın divanına dursam, ben bir yanıl elma olsam, dalında bitsem ne dersin”…(Pir Sultan)

Ne dersiniz? Bir türkü de siz söyleyin.

18 Aralık 2005 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here