TRAMVAYDA İLAN-I AŞK

0
66

 

Tekerleğin bulunuşundan bu güne insan bulup keşfettiği “alet” lerle yaşamında değişiklikler yapmış, çağlara da kullandığı “alet” adını vermiştir. Eşyayı kullanma biçimi sahipliğimizi, statümüzü de belirlemiştir. Yontma taş devri, cilalı taş devri, bilgi çağı, bilişim çağı vb. Bu durum günlük yaşamın da içine sinerek, arabaların atları, atların süsleri şiirlerde, şarkılarda, filmlerde yer almıştır.

Lüküs Hayat operetinden bir parçayı hemen anımsarız.“Otomobil uçar gider, gönlüm gibi kaçar gider, ben talihin peşindeyim, talih benden kaçar gider…” Doğal olarak yaşamımıza dâhil olan bu araçlar aşkların da tanıklığını yapmıştır. Bir Manide şu sözler yer alır. “Bisikleti aynalı, şu oğlana varmalı, oğlan çok güzel ama anası olmamalı…” Nedim’in şiirlerinde Sad-a bad’a yapılan sandal sefalarındaki aşk davetlerini de unutmamak gerekir. “…Gidelim serv-i revanım yürü Sad-a bad-a…” Beyoğlu’ndaki tramvay da böyle bir motiftir. Türk filmlerinde konu İstanbul’da geçiyorsa, o naif seferlerinden biri görünüverir.  Otobüs yolculuklarında da anlık göz göze gelmeler bazen aşk kıvılcımları taşır. Sonra sı mı sonrası bireyler kalmış.

Şehrimize yeni bir vizyon da getirmiş olan tramvay, yavaş yavaş günlük yaşamımızda yerini alarak anılar üretmeye başladı. Olur muydu olmaz mıydı tartışmalarından sonra, kasıtlı kasıtsız kazalarla adını duyduk.  Sefere başladığı günden bugüne, bayram zamanlarında baklava tepsilerini, hafta boyunca pazar filelerimizi bile taşıyoruz. Küçük çocuklar pencere kenarına daha da küçükleri denizliklerine oturmak için anneleriyle büyük bir mücadeleye giriryorlar. Kimimiz hastaneye gitmek, kimimiz alış veriş kimimizde sevdiği birine ulaşmak için şehr-i seferinde, bu seyr-ü sefer aracını kullanıyor.

Geçen gün yaptığım bir yolculuk sırasında genç bir adam, daha önceleri aynı okulda çalıştıkları anlaşılan bir bayan arkadaşına ilan-ı aşk ediyordu. Karşıdaki bayan konuya onun kadar heyecanla yaklaşmamış olacak ki, bayımız ayrıntıya girerek ne kadar uzun zamandan beri kendisine açılamadığını ancak ciddi duygulara sahip olduğundan da bahsediyordu.  Onunla neler konuştuklarını, kendisiyle neleri hatırladığını da anlatmaya çalışıyordu. Yolcuların “Allah Allah ne diyor bu adam, yeri mi kardeşim!” bakışlarını fark etmiyordu bile.  Bu olayla, ‘Aşkın gözü kör’ sözünün sadece maşuka yönelmediğine tanık oldum.

İlan-ı aşk için halk şiirlerinde çeşme başları seçilirken, filmlerde kırlarda yapılan gezinti, lokantalarda yenilen yemek zamanları seçilir. Günümüzde eğlence ve ya Chat ortamında da seviyeli-seviyesiz aşkları medyanın önderliğinde yakından öğrenip takip ediyoruz.

Bu olaydan sonra bir şeyi düşünmeden edemedim. Tramvay artık Eskişehir’e ait fotoğraflardan biridir ve günlük yaşamımızda yerini almıştır. Şehrimizin şairleri ve yazarları da şiirlerine, şarkılarına konu edebilirler.  Çünkü gördüğümüz gibi tramvay yolculukları, yavaş yavaş öyküsel değerini artırmakta. Tabii bütün yolculuklar neşeye gönderme yapmaz. Tramvay her ne kadar günlük yaşamımıza dâhil olduysa da bazı vatandaşların geçişlerde dikkatli davranmaması kazalara da yol açıyor. Bunlar da acı öykülerimiz. Ümit ederim bundan sonra böyle kazalar olmaz.

Bu aşk öyküsü nasıl ve nerede biter bilemiyorum.  Kazalardan uzak güzel yolculuklarda, öykülerin çoğalması ve tramvayın sevinçlerimize konu olmasını dilerim.

 

 

31 Temmuz 2005 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here