Ana Sayfa YAZILARIM TEMA KENDİNE YER ARIYOR

TEMA KENDİNE YER ARIYOR

0
98

 

Milletlerin tarihine baktığımızda toprak her zaman kutsal sayılmış ve sınırlar olabildiğince korunmaya- bazen de genişletilmeye çalışılarak savaşların baş konusu haline gelmiştir. Bir yandan da “Benim sadık yarim kara topraktır” diyen Aşık Veysel gibi sevgiyle bağlanmışız. Adına ‘ana’ yı ekleyerek Anadolu, Anayurt, Anavatan gibi kavramlar üretmişiz. Uğruna canlar alıp verdiğimiz toprak, acaba kendi güvenlik alanımızdayken,  biz ona  ‘sadık’ davranmış mıyız?

İki kere iki kaç eder? Dört dendiğini duyar gibiyim. Ne zaman eder? (Her zaman) Nerede eder? (Her yerde.) Matematik bilimi bize sabit yasalar sunar. Tıpkı doğa gibi. Ancak doğada bulunan her şey sayısal değerine göre kullanılmadığından biz doğanın verilerini bazen hiçe sayıp, onunla mücadelemizde  ‘dördü’, keyfiyetimize göre azaltarak üçe, üzerine bir şeyler ilave ederek beşe çıkarmaya çalışmışız. Eşyanın tabiatına aykırı kullanımının açtığı sorunlarla başa çıkmak, doğadan elde edeceğimiz faydanın hem önüne geçmiş hem de bize pahalıya patlamıştır. İnsan doğanın fiziksel yasalarını hiçe sayarak sadakatini bozmuş, kaş yapayım derken göz çıkarmıştır. Bunun sonucunda teneffüs ettiğimiz havadan yediğimiz gıdalara kadar her şeyde bir bozulma ve çürüme meydana gelmiştir.

Bunun kötü örneklerini her gün dillendirilen çevre sorunlarında görebiliriz. Fay hattına şehir kurmak, kimyasal atıkların akarsuları kirletmesi, toprağın yanlış işlenmesi, verimli arazilerin betonlaşması vb sorunlar uzayan bir liste. Erozyon bu tehditler arasında önemli bir yeri tutmasına karşın, sonuçları hemen fark edilemediğinden, önemi yeterince anlaşılamamıştır.

Birleşmiş Milletlerin raporlarına göre, 110 ülkede 4 milyar hektardan fazla alan, 1, 2 milyar insanın yaşamını tehdit etmektedir. Bir karış toprak için yaygarayı koparan milletler, her yıl 70 milyon adet 20 tonluk kamyonu dolduracak ya da 40 m genişliğinde l0 m yükseklikte 1656 km uzunluğunda oluşabilecek bir duvar olabilecek verimli bir alanda meydana gelen toprak kaybı karşısında yeterli önlemleri almıyorlar. Hatta bazen “toprak biter miymiş” diyerek toprağı her zaman altın yumurtlayan tavuk zannediyorlar.

Ülkemizde TEMA Vakfı 1992 yılından beri erozyonla mücadele eden kurumların başında geliyor. Bugüne değin pek çok ulusal ve uluslar arası çalışmalara katılarak, toprağın korunması için mücadele etmektedir.  1996 yılından bu güne kadar Eskişehir’de de temsilciliği vardır. Ve bildiğimiz gibi Odunpazarı semtindeki Kurşunlu Camii sokaktaki yerinde etkinliklerini yönetmektedir.  Yaptığı etkinliklerle 65.000 kişiye eğitim vermiş, 8900 gönüllü üye kaydetmiş, 50 kadar köyde bilgilendirme çalışması yapmış ve Aslanbeyi köyünde mera ıslahı çalışması gerçekleştirmiştir.

Bugünlerde kira sözleşmesi biten Tema Vakfı Eskişehir temsilciliği, kendine yer aramaktadır. Ev sahipleri genelde kiracılarını çıkarmak istediklerinde geçerli mazeretler bulurlar. Mülkiyet hakkı kutsal olduğundan kiracının itiraz edemeyeceği bir sahiplik nedeni olmalıdır. Bunlardan en yaygın olanı “Oğlumu evlendiriyorum”, “ Kızım gelecek” gibi bir mazerettir. Temanın bulunduğu bina, şehrimizde yeni kurulacak olan bir enstitüye verilecekmiş. Sorunların halledilmesinde süreklilik sağlanması önemlidir. Bu da bazen ahde vefayla mümkündür. Ahde vefa amaca ve sonuca yöneliktir. Ağaç diken ve toprakla ilgilenen bir kurumun “dikili ağacı yokmuşçasına  “yer sorunu”  olması, sahipliliğin haklılığıyla ilgili düşündürücü sorular açığa çıkarır.

Ev sahibi oğlu geliyor diye kiracıyı çıkarabilirse de topluma mal olmuş bir kuruma, yeni doğacak çocuk için yer açılması yerinde mi?

Siz karar verin!

30 Ağustos 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here