“Şiir Irmakları” Arife Kalender

0
112

Hiçbir sanatçı sanat serüveninde kendi yaptıklarıyla yetinemez. Her ne kadar içsel sesinden yola çıkarsa da kendinden öncekiler, çağdaşları, benzerleri ve farklı seslere sahip diğer sanatçıları gözlemler. Yaşamı yansıtmada gerçekliği her ne kadar farklı şekilde dile getirseler de ortak söylemlere sahip olup olmadıklarını da bilmek isterler. bu yönüyle okumak eylemi yol arkadaşlığı gibidir. Bu arkadaşlıkta bir yandan iç sesimize benzeyen bir ses ararız diğer yandan da farklı bir şeyler söyleme çabasına gireriz.

Arife Kalender’de bu duygu ve düşünceden hareketle “Şiir Irmakları” adlı yapıtında şiirimizin ustalarının yaşam öykülerinin yanı sıra şiirlerini de kendi bakış açısından değerlendirerek kaleme almış. Phoenix yayınlarından çıkan kitapta sırasıyla Ahmet Muhip Dranas, Oktay Rifat, Behçet Necatigil, İlhan Berk, Özdemir Aasaf, Arif Damar, Metin Eloğlı, Şükran Kurdakul, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Gületn Akın, Melisa Gürpınar ve Ataol Behramoğlu hakkındaki incelemeleri yer alıyor. Ele aldığı sanatçıları incelerken dikkat ettiği ve vurgulamak istediği noktaları şöyle dile getirmiş. “ Şiirlerindeki evreleri, sevdikleri sözcük ve imgeleri, ana temalarını, şiirlerini besleyen damarlarını, dili kullanışlarını, söyleyiş özelliklerini öğrenerek, bunu başkalarıyla paylaşmak istedim. Bu ırmakların derinliği, yatağı, yönü, sesi, ışıltısı farklı. Ama tümü Türkçe’den doğup hayata dökülüyorlar” demektedir.

Çoğu zaman bizim yollarımızın başlangıcı başka bir yolun devamı niteliğindendir. Gerek sanatta gerekse şiirde sözümüzü kurmadan önce ustalardan oluşan, köşe taşlarına rastlarız.  Öylesine sağlam dururular ki yerlerinde, onları görmezden gelemeyiz. Yok sayamayız. Adı geçen şairlerimiz Arife Kalender’in deyimiyle “Şiirimizin Irmaklarıdır.” Şüphesiz ki bu birikimi okumak anlamak ayrı bir zenginlik. Ancak yazan bireyler olarak okumalarımıza her ne kadar bizden öncekiler “ne yapmış, nasıl yapmış” sorularına yanıt arama çabası gibi görünse de yine de bizimle örtüşen yanları vardır. Çünkü her okuma, merakın ardına bırakılan bir çabaysa da arzu ve düşüncemizi de doyuran bir eylemdir. Bu çaba aynı zamanda bizi duyum ve söylemimizde zenginleştirir.

Şairlerin şiirlerindeki temalar aynı zamanda onların yaşamlarında izlerini sürdürdükleri konuları kapsar. Tüm sanatçılar gibi şairler de adeta bir sorunu kendilerine dert edinirler. Varoluşumuzda önemli yer tutan bu sorunsallar dilimizin yolunu ve yönünü tayin ederler. Bu nedenle bazı şairlerimiz için aşk şairi, doğa şairi gibi tanımlamalar kullanırız.        Gerek insan gerekse de doğa sevgisini dile getirirken şairler sadece onu fotoğrafik bir benzetmeyle yetinmezler. Doğanın ve yaşamın bizde uyandırdığı zenginliklerin yanı sıra, kaçamak duygular; övünmelerimiz ve zayıflıklarımız da dile gelir. Aslında peşinde olunan şey, insanın yaşam içindeki olumsuzluklar karşısındaki naif noktaya çekmek ve vicdani olanı yerleştirmektir. Çünkü, yaşam ne kadar güzelse de bir o kadar da çelişkilerle doludur. Bu çelişkilerin  en büyüğü ise, yaşamdaki adaletsizlik ve baş edemediğimiz ölümdür. Ölüme karşı koymaya çalışırken de dilimiz kimi zaman acıya, kimi zaman ironiye çalar. Zaman zaman da bozulan insan düzenine ve insanın çürümüşlüğüne karşı çıkılır. Ataol Behramoğlu  kitapta da yer alan ‘Bir çocuğa ayık olmak’ şiirinde  “Çoğumuz yetişkin yanlışlarızdır. Aslında / katı, güvensiz, kibirli / Çocuklar yaşar yanı başımızda / Gizlice koruyarak güzelim bir sevgiyi” diyerek insanın küçülen yanına dikkat çekiyor.

Diğer sanat dallarında olduğu gibi şair iletken biridir. Söz dile gelmeye görsün. Her okuyanda başka başka anlamlar ve imgelemlere bürünür. Böylece okuma eylemleriyle şairler birbirlerinde de çoğalırlar. Bu türden inceleme yapıtları bu nedenle salt tespitlere dayanan bilgi kaynakları değildir. Aynı zamanda yazanının da sanat serüveni hakkında  ipuçları verir. Dille söylenmiş bir söz böylece elden ele dolaşırken, dilden dile geçişini de yaparak yeniden doğar. Tıpkı Edip Cansever’in Yer çekimli Karanfil şiirinde dediği gibi.

“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte / Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel/ o başkası yok mu bir yanındakine veriyor / Derken karanfil elden ele.

“Karanfil elden ele.” Kitaplarda…

zehra çam

29 Temmuz 2007 Pazar Ag

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here