SIĞINMACILAR SIĞINABİLİYOR MU?

0
109

“Kapı arkası Gurbet” sözü kültürümüzde sılanın ve insanın yaşadığı yerin kendisi için anlamını açığa çıkarır. İnsanın yaşadığı koşullar bildik ya da bilinmedik yönüyle insanda bağlılıklar yaratır. Ancak dünya düzeni öylesine karışık ki yastığınızdaki uykuyu çok görür. Uyandığınızda bir bakmışsınız ki sıla, sizin için zorunlu gurbet yolunu açmıştır.

Kendi evinizde keyifli bir yaşam sürdürürken ertesi gün için koşullarınızın değiştiğini ve yanınıza bir bohça bir çıkın alarak ya da alamayarak yurdunuzdan kapı dışarı edildiğinizi düşünün. Bu durumda yüz yüze geldiğiniz soru bir yarışma sorusu değildir. “Issız bir adada yaşasaydınız yanınızda bulunmasını istediğiniz üç şey nedir?” Afrika’daki bir çok iç savaşta insanlar silahla tehdit edildikleri pek çok tehlikeyle yüz yüze gelerek, milyonlarca kilometre yolu yayan yürüyerek kendilerine yaşayacak yer aramaktadırlar. Tabi bu sırada çantanızdaki üç değerli şeyiniz gümrük memurları simsarlar, soygunlar ya da başka nedenlerle yitip gidebilir. Bir can bir baş kalırsınız yaşamda.

Bir yandan kendi canınızın güvenliği, geride bıraktıklarınızın özlemi, bir yandan da geleceğinizin ne olabileceğine ilişkin kaygılar arasında, bir de gördüğünüz “garip” muamelesi.  Krallar bile kendi yurdunun dışında “garip” ler sayıldı tarih boyunca. İnsanın geridekilere özlemi normal koşullarda yaşarken bile zordur. Almanya’ya giden Türk işçilerinin pek çoğu evde banyo ya da balkonlarında sarımsaklar yetiştirmişler. Şu gelin edip de kimsenin almadığı sarımsak özlenir hale gelmiş. İşte burada can alıcı bir soru daha. Geride bıraktığınız ve özlediğiniz üç şey. Evin, çocuğun, yastığın ve sarımsaklar…

Dünyanın her yerindeki yönetim sorunları giderek ciddileşiyor. Bir yandan küreselleşme adında büyüme yol alırken bir yandan da hala ilkel baskıcı yönetimlerin insanlar üzerindeki, ezası sürüyor. İç savaşlarda çıkan karmaşa ya da baskıcı rejimlerde yaşayan insanlar bir gün mallarının yağma edildiğini, çocuklarını öldürüldüğü gerçeğiyle yüz yüze gelebiliyor. Ve pek çok insan sığınmacı olmaya zorlanıyor.

Ancak günümüzdeki sığınmacıların durumları II Dünya Savaşı filmlerinde gösterilen Nazi Almanya’sından kaçan kişilerin durumlarından farklı. Filmlerde genelde Nazi zulmünden kaçan bir sığınmacı bin bir türlü zorlukları aştıktan sonra, gün ışırken bir çiftliğe ulaşır. Avluda tavuklara yem veren şişmanca bir kadından yardım ister. Kadın onu domuzlarında bulunduğu bir samanlığa saklar. Ardından patates ve ekmek biraz da içeceğin olduğu bir tepsiyi sert bir şekilde uzatarak “yalnızca bir gün kalabilirsin” der. Biraz yemek yedikten sonra yediğini ödemek için avludaki odunları kırar. Filmin devamında sığınmacı başroldeyse kurtulur. Değilse Naziler gelip onu vurur.

Günümüz koşullarında azalan komşu sevgisi” değişen değerlerin sonucunda ne tavuklarımıza yem verdiğimiz çiftliklerimiz ne de birine tabak uzatacak hal var. Sığınmacılar adeta kendi kaderleriyle baş başa kalmış durumdalar. Her ne kadar Birleşmiş Milletlerin bu konuda çalışmaları varsa da büyüyen sorun karşısında yapılabilen şeyler yeterli görünmüyor. Dünya çapında her gün sayıları artan ve istenmeyen insan ilan edilen sığınmacılar pek çok zaman bir yere sığamıyorlar.

Şehrimizde de pek çok sığınmacı olduğu biliniyor. Onlar için bir “ Kriz Masası” gibi başvuru merkezi yok. Şüphesiz ki bu konuda pek çok kurum elinden geleni yapmaya hazırdır. Ancak sığınmacılara yardımın organize edilmesi gerekir. Bu konuda STK, belediyeler ve diğer kurumların işbirliği içinde olması, şehrimizde kaldıkları süre sonucunda hiç değilse daha fazla yaralar almadan yaşamlarına devam edebilmeleri açısından çok önemli.

Bir gün yanınıza üç şey almanız gerektiği söylendiğinde,  bu ıssız bir adada yaşayabilme hayali olmayabilir. “Kapı arkası gurbet” ve bir gün sarımsaklarımızı biz de özleyebiliriz.

 

3 Aralık 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here