SESSİZ ÇIĞILIK

0
129
Kötülük hepimizden ırak olsun.

Geçtiğimiz günlerde Yunus Emre Kültür Merkezinde, İstanbul Özel Tiyatro grubu, Sessiz Çığlık isimli oyunu sahneledi.
Emniyet Müdürlüğü’nün ve üniversiteye hazırlık kurslarında hizmet veren (Final) bir dershanemiz de bu oyuna destek verdi. Dershanelerin, öğretim için zorunluluklarının kabul edilmesinin yanı sıra eğitim için verdikleri hizmetler övgüye değer. Genel kanı olarak: dershanelerde sadece test çözümüne ve başarıyı hedefleyen çalışmalar var zannediliyor. Oysaki oralarda da çocukların sosyal gelecekleri düşünülürken kültür sanat ve kişisel donanımlarıyla ilgili destek verilmektedir. Sessiz çığlık oyununa verilen destek de bunun bir kanıtıdır.
Oyunda aile içinde sevgisizlik ve iletişimsizlik sonucunda, çocuğun sevgi arayışını yaşıtlarında giderme çabasına tanıklık ediyoruz.
Günümüzde aile hayatını korumak neredeyse dünyaya meydan okumak gibi. Çocuk yetiştirmek, her geçen gün anne babaları maddi manevi zorluyor. Tekrarı olan işlerde ustalık kazanmak, yeterli çaba gösterilirse nispeten kolaydır. Ana babalık tekrara dayalı bir deneyim değil. Her ne kadar bir ailede birden çok çocuk olduğunda deneyim kazanılıyorsa da her çocuk farklı yapıda olduğundan, farklı bir deneyime dönüşüyor. Buna iletişimsizlik ve sevgisizlik de eklenince durumlar arapsaçına dönüyor.
Çocuklar ergenlik çağına geldiklerinde, arkadaşlarının onayını ve beğenisini kazanma arzuları artar. Oyunda da işlendiği gibi sadece birinin bizi anlamasına ihtiyaç duyduğumuz için de yaşıtlarımıza sığınırız. Arkadaş yada yaşıtlarımızın baskısına karşı koymak oldukça zor bir sorundur. Bir genç gençler tarafından, bir ev hanımı komşular, akrabalar tarafından ya da sosyal çevre tarafından reddedilmekten ve onay görmemekten korkabilir. Bu korku çoğu zaman seçimlerimizi etkileyerek bizi yanlış sonuçlara götürür.
Oyunda, iki genç kız sıkı arkadaştırlar. Birinin erkek arkadaşı uyuşturucu kullanmaktadır. Parasız kaldığında da Şehmuz adlı uyuşturucu tüccarı tarafından satıcılığa zorlanır. Oda kendini buna mecbur hisseder. Sonraki zamanlarda da uyuşturucuyu en yakın arkadaşlarına satar. Bu gençlerden biri ölür, diğeri tedaviyle bağımlılıktan kurtulur.
Çoğu kez bizi en yakın arkadaş ve dostlarımız yanlışlara iter. Bazen o arkadaşlar bu sonuçları arzu etmese de durum değişmeyebilir. Uzmanlara göre: özellikle uyuşturucu, ikinci kullanımdan sonra bağımlılık yapıyor. Beyinde de geri dönüşü olmayan tahribatlara neden oluyor. Kişinin kendi kendine bu illetten kurtulması da pek mümkün değil.
Bu tip kötülüklerin çocukları hedef alması ve bunun organize bir suç olması, herkesin bu konuda dikkatli olmasını gerektiriyor. Halk içinde bir söylence vardır: “Kötülük köyündeyse mahallenden ırak olsun, mahallendeyse hanendenden ırak olsun, hanendeyse kendinden ırak olsun.” Ne yazık ki ülkemizde uyuşturucu kullanma veya uyuşturucuyla karşılaşma yaşı 10-12 ye inmiş. Kötülük burnumuzun dibinde. Bize de uğramaz sanmayalım. Genelde bir iş başa gelmeyince anlaşılamıyor. Aileler: “bizim çocuğumuz yapmaz”, gençler de : “bir defadan bir şey olmaz” ya da “istediğim zaman bırakırım” diyerek tehlikeyi göz ardı ediyorlar.
Bu sessiz çığlığa, kuru gürültü muamelesi yapıp, pabuç bırakmamak ve yitik bir sese dönüştürmek hepimizin elinde.

Kötülük hepimizden ırak olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here