Ana Sayfa YAZILARIM Sanat Yazıları SEMRA TOPAL VE ABSÜRT ROMAN

SEMRA TOPAL VE ABSÜRT ROMAN

0
126

Roman ve öykü türü, günümüze değin sosyolojik bir yapı barındırırdı. Metin içindeki seyir genel olarak “giriş-gelişme-sonuç” ya da “serim-düğüm-çözüm” biçiminde gelişir, söz sanatları kurgunun destekleyici olarak işler, mekânları, olayları, durumları betimlemeye dayalı olurdu. İster romantik bir konuyu ele alsın, ister bir savaşı, yazının yan ve art alanları kolayca tespit edilebilir anlaşılır ve anlamı net metinlerdi. Yarı didaktik olan bu metinlerde hiciv de bilinen yöntemlerle yapılır, kişileri düşündürmek “kıssa’dan hisse” şeklinde olurdu. Özellikle “ben”, “0” anlatıcı yazınlarda zaman da çok seçenekli değildi. Geçmiş zaman şimdiki zaman anlatımları yine de bir süreci kapsardı. Sıralı olan bu metinleri kavramak çağdaş yazını kavramaktan çok daha kolaydır.

Ancak çağdaş yazın, dili farklı boyut ve biçimlerde kullanmaya başladı. Anlam ve anlaşılır olmak birbirinden ayrı tutularak, bazen kurguda bazen de anlatımın kendisinde değişikler yarattı. Varoluşçu yazarlar önce insanın yaşam içindeki yerinde “anlam ve anlamsızlık” üzerinde durdular. Alber Camus, J.P.Sartre, Kafka gibi. Anlatım yöntemlerinde klasik edebiyatta karakterlerin iç konuşmalarına yer verildiği zaman değinilen “Bilinç akışı” yöntemi, birçok eserin tamamında kullanılmaya başlandı. James Joyce ve Virginia Wollf’u bunlar arasında sayabiliriz.

Öykü ve romanlara konu olan kahramanlar da zaman içinde değişiklikler gösterdi. Kralların yaşamından sonra sıradan insanların yaşamı da anlatıldı. Günümüzde ise psikanalizin gelişmesiyle, insanın iç çatışmaları; sıra dışı yanları; sıra dışı kahramanların öyküleriyle bütünleşti. Cortazar, sapkınca görünen içgüdüsel arzuları olan kişileri yazdı. Bu örnekleri daha çoğaltabiliriz.

Bilinç akışı yöntemini Salih Bolat Öykü Yazma Teknikleri adlı kitabında şöyle tanımlıyor.  “Bu anlatım yönteminde karakterleri, onların zihninde geçen düşüncelerle, izlenimlerle ve duyularla tanırız. Karakterler bir anlatıcı tarafından anlatılmaz. Bir tür “iç konuşma” olarak da adlandırabileceğimiz bilinç akışı yöntemi, karakterlerin bilincinde olup biten şeylerin, okurun bilincinde de olup biten şeylermiş gibi gösterilerek, okurla karakterlerin özdeşleşmesi temeline dayanır.” Bu anlatım tekniğinde dili kullanma becerisi çok önemlidir. Dil yalızca bir anlatım aracı olmaktan çıkıp soyut anlamlar üretir ve anlatının kendi içeriği haline gelir. Bu da anlatımızı roman-öykü-oyun her ne olursa olsun daha zor hale getirir.

Becket’in oyunlarını da benzer eserler arasında sayabiliriz.  Bu tip eserler okunur veya izlenirken eşlik eden merakımıza, haz duygusunun yerine kızgınlık, tiksinti, sabırsızlık eşlik eder.. “Godot’u Beklerken” Godot gelmez. Beklediğimiz sonlar yoktur bu türden eserlerde. Masallarda olduğu gibi daima iyiler de kazanmaz. Hatta yaşamın çelişkileri uzun bir seyir içinde yer yer öfkenin hakim olabileceği açıklık ve yargıyla dile gelir. Yaşamda ve insanoğlunun yarattığı düzende her şey yolunda değildir. “İnsan köşeye sıkışmış bir böcektir.” (Kafka) Bu da narin narin bir edayla ve tatlı sözlerle dile gelmeyecektir. Böylece “anlam” anlaşılır olma kaygısı taşımadan sorgulanır.

Semra Topal’ın Gece Gülüşü kitabında da benzeri şeylerin olduğunu söyleyebiliriz. Erotizm ve pornografik bir dille “bilinç akışı” yöntemiyle yazdığı romanda “‘Gecenin Şamarı’ barına giden ve birbirlerinin hayatlarına tutunan insanların yaşamlarından kesitler sunuluyor.” Absürt sanatın bir özelliği de anlattığı şeylerde özendirici öğeler vermemesidir. Pornografide esas amaç kişide pornografik bir hayal uyandırmaktır. Semra Topal her ne kadar bu dili anlatısında kullanmışsa da “Uzun öykü” de sayılabilecek romanında kahramanların bu yönlerini ve yaşamın bu yönüne özendirici bir tavrı yoktur. Kahramanlar yaşadıkları serüven içinde bile birbirlerine karşı çok da güler yüzlü değildirler ‘Gecenin Şamarı’nda geçen olaylar ve kahramanlarımız kendi içgüdüleri ve sapkınlıklarında anlam-anlamsızlık arasında gidip gelmektedir. Biri diğerine bir öneride bulunmadan herkes kendi serüvenini yaşar.

Kısaca Godot bu öyküde de gelmez. Çünkü hayatın değişen yüzü içersinde sanat da kendini hınçla doldurmuştur.

25 Ocak 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here