“Savaşçı ve Şair” Jose Marti

0
61

Bir insanı yaşadığı dönemden sonraya bırakan şey nedir? Onun önemli bir görevde olması mı? Zengin bir yaşantıya sahip olması mı?  Aynı soruyu bir kişiyi kahraman yapan şey nedir? diye de sorabiliriz. Özellikle bazı kriz dönemleri veya tarihin dönemeçli zamanları ki zamanımız içinde de ulus devletlerin çıkış zamanları, ulusal kahramanlar oluşturmuştur. Bunlar arasında askerlerin, devlet adamlarının olması bir dereceye kadar doğaldır. Ancak bir şairin şairliğinin yanı sıra kahraman sayılması kayda değer bir unsurdur. Ancak yinede sorulması gereken soru şudur: Tarihteki galibiyetlerle süslenmiş savaşların generallerinin adları unutulurken, neden bazıları kahraman olarak kalır? Ya da savaşlar tarihte çeşitli öfkelerin mezarlığında yerlerini alırken neden bazı savaşçılar gönüllerde yerlerini bulur.

Bu duruma baktığımızda en önemli unsurun “insanın insanı köleleştirdiği yönetimlere karşı “ yapılan mücadeleler olduğunu görüyoruz. Özellikle sömürgecilik ve köleliğin iptaline ilişkin mücadele veren, ülkesinin bağımsızlığı için verilen mücadelelerde yer alan kişilerin kahramanlaştırıldığını görüyoruz.

Jose Marti de bunlardan biridir. Jose Marti’nin yaşamı, hakkında yazılan yazı ve şiirlerini, Orhan Tüleylioğlu “Savaşçı ve Şair Jose Marti” adlı kitapta toplayarak Edebiyatçılar Derneği tarafından da yayın yaşamımıza kazandırdı. Kitapta Fidel Castro, Che Guavera’nın Jose Marti hakkındaki konuşmalarının yanı sıra Ataol Behramoğlu, Öner Yağcı, Ahmet Özer, Yıldırım B. Doğan, Adnan Özer, Günay Güneri’in yazıları var. Ayrıca Jose Marti’nin mektuplarından ve şiirlerinden seçmeler yer alıyor.

Küba’nın sömürgeciliğe karşı mücadelesinde yer almış ve bir çarpışma sırasında ölen şairin yaşamı yalnızca Küba’lılar için değil Amerika kıtasındaki diğer uluslar için de örnek olmuştur. Bu nedenle onun adı “Kurtarıcı (el liberatdor), şair (el poeta), devrimci (el revolucionario)”  bu üç kavramla birlikte anılmıştır. Nazım Hikmet ve  Neruda gibi şairlerin bugünlere kalmasının bir önemli rolü yalnızca ideolojik bir yaşam sürdürmeleri değildir. Yalnızca savaşçı olmaları da değildir. Çünkü, ansiklopediler ölmüş komutanların adıyla doludur.  Tarih içinde benzeri koşulların herkesi kahraman yapmadığını biliyoruz. Onların bugüne kadar gelmelerinin nedenlerinden birini kitapta Günay Güner’, “Palmiyeler Ülkesinin yiğit kalemi Jose Marti” adlı yazısında şöyle dile getiriyor. “.. Oysa o koşulların öyle herkesi önder ve kahraman  yapmadığı; bilginin, bilincin, uzak görüşlülüğün, tutarlılığın, haklı yanda yer almanın, sözcülüğünü üstlendiği toplumun kaygılarını canında, elinde duymuş olmanın önderlerin ortaya çıkışında çok önemli rolü olduğu da açıktır.” Bu da gösteriyor ki sizin yalnızca haklı bir davanın savaşçısı olmanız yeterli değildir. Bu davayı sürdürürken diğer etik, ve evrensel değerleri de buna ilave etmeniz gerekiyor. Ama bu rolu kişi kendisini kurtarıcılığa soyunarak yaparsa sonuç alamayabilir. Bu aynı zamanda evrensellikle birlikte yeşerebilecek bir yürek duyarlılığı da gerektirir. Çünkü adaleti yalnızca kendimiz için istemek adaletsizliği doğuran sistem üretir ve kalıcı değeri olmaz.

Kahramanların başka bir değerli yönleriyse, kendi coğrafyalarının türkülerinden beslenmeleri, sevgilerini  ve sözlerini yalın bir dile örmeleridir. Jose Marti nin yaşamına baktığımızda tıpkı Nazım Hikmet’te olduğu gibi sürgünlüğünden kaynaklanan özlemlerle de şiirlerini yeşertmiştir. Özellikle oğullarına karşı duydukları  sevgi ve özlem. Nazım “Varna önünden geçerken  Mehmet”, Jose Marti  İsmaelillo diye oğullarının adıyla şiirler dile getiriyorlar. “Benim Şövalyem” şiirinde “ sabahları oğlum/ Minicik oğulcuğum/ Kocaman bir öpücükle/ uyandırdı beni/ Sonra bir atlı gibi/ otururdu göğsüme/ Dizgin yerine/ tutup saçlarımı/ O, sarhoş olurdu mutluluktan/ ben mutluluktan sarhoş olurdum/ Şövalye beni / mahmuzlardı bağırışlarla/ Ah, o şirin mahmuzlar/ İki tazecik ayaktı/ Ah, nasıl da gülerdi/ Mutlu şövalyem benim!/ Nasıl da öperdim ben/ Tek bir öpücüğe sığan/ O iki ayakçığı!”

Bu kahramanların coşkunluklarının, kendileri için mütevazı istemlerle süslendiğini görüyoruz. Nazım Hikmet mezarının Anadolu’da bir köyde olmasını  “Tepemde bir de çınar” diyerek istemişti. Jose Marti de  “Aynı Yalınlıkta ölmek isterim/ Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz./ Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde/ yeryüzü uzansın altımda sessiz” demektedir.

Baştaki soruyu yineleyecek olursak bir kahramanı kahraman yapan inceliği, sanırım yürekte şekillenen ve tüm insanlığı kapsayan oğul sevgisinde ve onlar için düşlenen, acıdan ve insanın insanı sömürmesinden uzak bir gelecek içinde bulabiliriz. Başka bir yanıtı da olabilir mi?

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here