Satışın Mantığı

0
101

Yaşamımıza her gün yeni bir nesne giriyor. Dolaylı ya da dolaysız olarak çeşitli tüketim türlerinin içindeyiz. Teknolojik gelişmeler, fütüristlere göre geleceğimizin güvencesi ve  “hayatı kolaylaştıran” bir olguydu. Teknoloji karşıtlarına göre de hayatı kirleten, bozan bir unsur ve her gün biraz daha bizi esir alan bir durum. Ortak kabulümüz ise bu gelişmelerin hayatımızı kolaylaştırdığını düşünmemiz. Bu nedenle bu değişim ve gelişim geriye döndüremeyeceğimiz bir gerçek.. Hiç birimizin hızlı tren ya da uçağa binmekteki amacımız “köyümüze dönüp halay çekmek” değil.

Avcı alete, köylü toprağa, sonrasında makinaya, modern insan bilgiye ihtiyaç duydu. Pazar satışlarını da uzunca bir süre ihtiyaçlar üzerinde kurdu. İhtiyaçlar sınırlı olmasına rağmen, teknolojik gelişimler yaşamımızı kolaylaştırmak adına yeni ihtiyaç alanları yaratarak, üretim tüketim ilişkisinde yeni bağlar oluşturdu. Birkaç yıl öncesinde kullanmayı düşünmediğimiz pek çok şey kısa zamanda zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yer aldı. İlk çıktığında beğeni ile reddediş arasında gidip geldiğimiz pek çok ürün, eninde sonunda yaşamımıza giriyor. Başlangıçta o eşyanın yokluk dönemine yakın olduğumuz için kolay vazgeçebildiğimiz ona sahip olmasak da olur dediğimiz pek çok şey, zamanla vazgeçilmez hale geliyor. Ev eşyaları, bilgisayar, cep telefonları, bilişim teknolojileri, yeni model arabalardan, yoğurt yapmak ya da ceviz kırmak gibi küçük aletlere kadar da değişkenlikler gösteriyor. Tüketiciler olarak “Ne alırsan Bir milyon” mağazalarından “Mega Market”lere kadar da değişik pazar alanlarıyla yüz yüzeyiz. Ne alacağımızın yanı sıra neyi nerden alacağımız konusunda ise her gün başka bombardımana tutuluyoruz.

Her mekanizma insanda var olan bir karşıtlık terazisine hitap eder. Adalet mekanizması,  doğru ve yanlışa; etik düşünce iyi ve kötüye; satış mekanizması ise haz ve korkuya hitap ediyor. Eğer bir ürünü daha önce var olmadığı halde bugün kullanmaya başlayabiliyorsak, o ürünün, hayatı kolaylaştırmasının yanı sıra korkularımızın çıkışı haz ya da ümide işaret etmesinden kaynaklanıyor. Ayrıca, insanoğlu istediği bir şeye sahip olmakla ilgili uzun uzun beklemeye dayanamaz. Bir şeyi istiyoruz. Amenna!  Ama onu hemen istiyoruz. Zahmetten kaçınmaktan ulaşabileceğimiz haz için çaba sarf ediyoruz. Hedef daha kısa zamanda çok iş başarabilmek. Bir şeyle uğraştığımızda sonuca ulaşmak ne kadar kısa olursa kendimize o kadar vakit ve enerji kalacağını düşünüyoruz Gerçi özellikle elektrikli pek çok alette yapabileceği fonksiyonlardan en bir iki tanesini yapamaz ya da onlarla uğraşmak da epey vakit alır ya neyse. Ayrıca yaşamımıza giren bu yeni araçlar için gönlümüzde olduğu kadar mekânlarda da yer açmalı ve ona uygun hale getirmemiz gerekli. Davlumbazın yerini aspiratörler, ahırların yerini garajlar aldı. Bu da bize yeni zahmet alanları açmakta gecikmiyor. Bu nedenle insan kendi için mi bir şey yapıyor, kendine mi bir şey yapıyor? Doğrusu garip bir döngü içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Tüketiyoooor! Tükeniyoruz!

İnsan ihtiyaçlarını birkaç başlıkta sıralayabilir ve sınırlandırabiliriz. Ancak ihtiyaç duyulabilecek arzu ve istekler kolay kolay bitmiyor. Son teknolojik gelişimler bu nedenle ihtiyaçlardan daha çok istekler üzerinde hayal ve korkular üzerinde kurgulu. Satışın en büyük aracı olan reklamlara baktığımızda da bunu doğruluyor. O diş macununu kullanmazsan, dişlerin parlamaz, çürür, sonra seni kızlar beğenmez. Sıkıysa bir kadın XYZ parfümünü kullanmasın. Allah korusun kokar. Erkekler ona bakmaz. Falanca marka fırınla kek yapmazsa mutlu olamaz, Filanca deterjanı kullanmazsa elaleme rezil olursun. Hele bir de “hala annenizin margariniyle kek yapıyorsanız” geri kalmış cahil bir hanım olursunuz. Pek çok satış bu nedenle “Gitti Gidiyor”, “Fırsat” , ”Damping” diyerek “Hemen Al” çağrısı yaparak, yoksunluğun bizi kısa zamanda bir felaketten koruyacağı düşüncesi yaratır. O şeyi  “O an” almazsan yandın. Bir daha bu fırsat ele geçmez. Komşuda varken biz de iç geçirir dururuz.

Atom savaşları reklam kokularının arasında neredeyse sönük kalıyor. Günümüzdeki satış artık ihtiyaçlara değil, korkularımızı bertaraf edecek, hayallere ve duygulara hitap ediyor. Haz her zamankinden daha çok kamçılanıyor. Nesnenin en kalitelisini eninde sonunda sahiplenmiş insana, artık kendini farklı ve “biricik” gösterebilecek ve benzerleri arasında fark yaratabilecek şeyler pazarlanıyor.

Kişisel gelişimle, incik boncuğun aynı anda pazarda olmasını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Zehra Çam

25 Temmuz 2007 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here