Ana Sayfa YAZILARIM SANAT TRENİNİN ŞİMENDİFERİ KİMDİR?

SANAT TRENİNİN ŞİMENDİFERİ KİMDİR?

0
111

Sanat treninin şimendiferi kimdir? Bu soruna cevap vermeden önce sanatın içsel zorunluluktan doğan kendini ifade etme biçimi olduğunu fark etmemiz gerekir. Toplu halde çarpım tablosu öğrenilebilir. Dünyanın her yerinde, kesin ve tek doğru biçimde düşünce temeli atılabilir. Çünkü iki kere iki Afrika’da da dört eder, Sibirya’da da… Okuma yazmayı öğrenmek de buna benzer.. Örneğin Türkçemiz  “Ali Okula Koş” vb. cümlelerin yardımıyla Edirne’den Ardahan’a,  okula koşan bütün Alilere ve ılık süt içen Emellere öğretilebilir.

Sanatın öğrenilebilir yanı varsa da sanatçı olmak istemi; öğrenilen şeylerin yansıtılmasının, kestirme ve tek yolu yoktur. Sanatçılar,  üslup, içerik, tema ve dünya görüşlerinin benzerliğiyle bir araya gelebilirse de yalnızca bir gruba ait olmak kişiyi özgün kılmaz. Sanatçıyı yaratıcılıktan önce,  sanatçı Bir yere ait olmak bağlıyorsa,  sanatından ve kişiliğinden ödün verip sanatın memuru haline getirir.

Bütün bunlar, sanatçının örgütlenemeyeceği anlamına gelmez.  Globalleşen dünyamız büyüdükçe bireyler küçülmektedir. Buna sanatçılar da dâhildir. Bu nedenle iş veya işlev üzerinde gruplaşmalar olabilir. Bu gruplar birlikte etkinlik yapabilir. Bazıları da bu hareketlerin doğal öncüsü sayılabilir. Ancak unutulmaması gereken bir şey vardır ki başkalarının faydası düşünülerek yapılan bu çalışma: gönüllü seçilmiş bir hizmet alanıdır. Bu yolla meşhur olabilir, kariyer sahibi olabilir, para kazanabilirsiniz. Ancak sanatçıların hiçbirine iradeleri teslim alınmış “cemaat üyeleri” olarak bakılamaz.

Eskişehir Sanat Derneği Başkanı Şehabeddin Tosuner, Sanat Derneğinin kurulduğu yıllarda kendisinin Eskişehir’deki Sanat Treninin başında olduğunu, kimin sanata ilgisi varsa bu trenin ardına takılması gerektiğini Sakarya Gazetesindeki “Görünen” köşesinde yazmıştı. Ş.T.’ in Sanat yazıları konusunda Eskişehir’de kırk yıldan beri özveriyle uğraş verdiğini hepimiz biliyoruz.  Kısa bir süre öncesine kadar; Sanat Derneği’nin kurulmasından bugüne kadar yapılacak etkinliklerin planlanması ve yürütülmesine gönüllü destek verdim. Ancak kurumların başarıları, bireylerin girişimlerinin zenginliği ve başarılarıyla değil kurumlaşmasıyla mümkün olur. Gönüllü kuruluşların kurumlaşması ise ekip çalışmalarının zenginleşmesini gerektirir. “Ben bilirim”, “Her şeyi ben yaparım” ya da yapılacak şeyi “Birine ben yaptırırım” düşüncesi bu kurumlaşmayı engeller.

Üzgünüm ki, şehrimizde pek çok sivil toplum kuruluşu bulunmasına ve önemli etkinlikler yapılamasına rağmen, işler bireylerin çabalarıyla sürdürülmektedir. Burada gönüllü katılımın azlığının yanında başka bir sorun da vardır ki, bu kuruluşların başında olan kişilerin “Sorumluluk Emanet edebilme” yetilerinin azlığıdır. Çünkü çoğu zaman “ben yapayım” düşüncesi aslında o işin başkalarıyla nasıl yapılacağına ilişkin bilgi ve becerinin yetersizliğinden kaynaklanır. Bu da her insan için öğrenilebilir bir şeydir. Yeter ki kendimizin farkına varabilelim ve önce kendi eksikliğimizi kabullenebilelim.,

Her şeyi ben yaparım, ya da ben bunun lideriysem arkamdan gelin zihniyetinin başka bir tehlikesi de, yapılan işler ne kadar eksik ya da yanlış olursa olsun, başkalarının başka oluşumlar içinde kendilerini ifade etme özgürlüğünü ve özgünlüğünü tanıyamamasıdır. Nitekim sayın başkanımız, Mustafa Devrim’in yer aldığı 28 Mayıs günü yapılan Edip Cansever’i anma gününde yaptığı konuşmasında: “Eskişehir’de dernek kurma çalışmaları varmış, Bu sanatı bölmektir, hastalıktır. Bunu yapanın panter gibi üzerine atlarım” ifadesini kullandı. Yorum sizin.

13 Haziran günü Sakarya gazetesindeki “Genel çizgilerle 2004-2005” yazısının sonunu da şöyle bağlamış. “Eskişehir’de sanat büyük ve güzel gelişmeler gösterirken çekişmeler de var tabii. Bu olmazsa olmaz “burası Eskişehir” dedirtecek, sanat çevresini kirletmek, parçalamak isteyen kendini kurnaz tilki sanan kuyruklular var. Önümüzdeki günlerde bunları anlatacağım” diyebilmiştir.  Bu kuyruklalar kim? “meraba televole” merakıyla takip edilecektir kuşkusu olmasın.

Trenler bizim günlük yaşamımızda üzüntümüze ve sevincimize neden olmuş araçlardır.  Ancak her tren yol alırken hedefine kilitlenir, arada bir arkasına dönmez, sağına soluna bakıp, inekler yürüyor mu, araçlar beni geçiyor mu sorularıyla meşgul olmaz. Kendi rayından çıkmayan Tren de er ya da geç menziline varır. İnsanlar da “Tren gelmiş hoş gelmiş limi limi ley “ diyebilir.

İsteyen sanatını uygular isteyen tren olur. Kimse kimseye tren olamazsın diyemez. Genelde toplumsal yaşamda bu tür gönüllü hizmetleri üstlenenler saygı da görürler. Ancak bunu yaparken üslubumuzla kral olduğumuzu göstermek yetmez. Yoksa bu toplum kimseye “sen kral olamazsın” demiyor. Bildiğim kadarıyla da Şehabeddin Tosuner’e de kimse “Kral olamazsın” dememiştir.

 

18 Haziran 2005 Cumartesi Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here