RUHİ SU’YU ANMAK

0
114

Bir sanatçının yaşamı çoğu kez, bir merakın ya da bir arzunun ardında sürüklenmiş bir

ömürdür. Bu insanlarımız yaşamın cömert yanlarından pek yararlanamazlar. Ruhi Su’da onlardan biri. Anasını babasını hiç bilmeden başladığı yaşam yolculuğunda pek çok acı, daha çocukluk yaşlarında düşlerine tokatlar indirmiş. Zorlu uğraşlardan sonra en büyük arzusu olan Müzik Öğretmen Okuluna gider. Sonrasında Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası (eski adıyla riyaseti Cumhur Orkestrasına) girer.1936-1952 yılları arasında opera sanatçısı olarak çalışır. 1952 de opera yaşamı son bulur ve türkülere yönlenir.

. Ruhi Su: çocukluğundan beri içinde tutamadığı türküleri, şan sesiyle okumaya ve derlemeye başlar. İşte ne gelirse başına bundan sonra gelecektir.Hangi şeyin bizden, hangi şeyin bizden sayılmayacağı konusunda, çocuklar gibi kendi kendimize esen rüzgara göre çok yalanlar söylemişiz. Tarihin her döneminde alışılmışın dışında yeni adımlar atan kişiler dışlanır. Garipsenir. Ruhi Su’nun da  Fidelio’dan sonra Aşık Veysel ezgisi seslendirmesi olağandışı görülmüş. Basbariton sesli birinin Pir Sultan deyişleri, Karacaoğlan ezgilerini söylemesinin ardında art niyetler aranarak,  türkü söyleyen bu garip adam art arda tutuklanmıştır. Yıllarca sazından ayrı kalır. Hapishanede tahta paspas parçalarından yapılan bir sazla yıllarca idare eder de sazından türküden yine de vazgeçmez. İnsan sesi müzikte geniş olanaklara açık en güzel enstrumandır. Kemanla  da uygun perde ve notayla pekala türkü okunabilir. Bunu biçimlendiren insandır. Yoksa keman kendinde oyun havası mı, vals mi çalındığını ne bilsin. Sanat yapıtı ortaya çıkmadan önce bir kişinin, topluluğun, ulusun birikimlerini yansıtabilirse de, ortaya çıktıktan sonra tüm insanlığın duyumuna açıktır ve eser kendi yolculuğunu çoğu kez yaratıcısından bağımsız sürdürür, Türküler de böyledir. Rapsodi, balad, fado, bozlak ya da ağıt fark etmez dinleyenini derinden etkileyebilir. Sanatı taraf olmanın içine sığdırmaya çalışmak, sanatın olanaklarını daraltmaktır. Bundan hem insan hem de sanat görür. Tarih bunun tanıklığını, bu acı dolu yaşamlarla  gösterir.

Türk müziği: gerek halk müziği gerekse de sanat müziği geniş olanaklara sahiptir. Ama icra edilme biçimi bu değerleri fark etmeye ya da kulak tıkamaya yol açar. Eskiden olduğu gibi, şimdi de çoğu kez piyasa koşullarının şekil verdiği, eğitimsiz seslerle göbek attırmaya ve mendil sallatmaya dayalı bir anlayışla kültürel bir birikim oluşturmak imkansızdır. Türküler kuvvetlerini ritimlerinin yanı sıra sözel değerlerinden de alır. Üzgünüm ki halk müziği çoğu kez, ehil ellerin dışına düşüveriyor. TV müzik kanallarında Rack tan Reggiye kadar halk müziğinin kötüye kullanıldığına tanık oluyoruz.

Ruhi Su türküleri dejenere etmeden, deformasyona uğratmadan sistematik biçimde üzerinde çalıştı. Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu, Semahlar, Zeybekler, Seferberlik türkülerini ayrı ayrı derleyerek seslendirdi.Eğtilimiş bir sesle türkülere yeniden can verdi.

 

21 Ekim günü Ruhi Su Kültür Ve Sanat Vakfı’nca EBB  Sanat ve Kültür Sarayında düzenlenen Ruhi Su Sanat Gecesinde,  tarihin Ruhi Su’yu  onurlandırdığına tanık olduk . Dostlar Korosu ve opera sanatçısı, Ufuk Karakoç sanatçının derlediği türküleri seslendirdiler. Şule Köken Durham (Soprano), Selva  Erdener (Soprano), Ömer Yılmaz(Tenor), Tuncer Tercan (Bariton) şarkı ve türküleri Mustafa Alpaslan(Klarnet), Artem Makarov’un   piyanosu eşliğinde sundu. Anma Gecesinin ağırlığına rağmen dinleyiciler de türkülere eşlik ettiler. Sanat Yönetmenliğini Orhan Alkaya’nın yaptığı gecede  Ruhi Su’nun Avustralya Belgeseli ve kendi sesinden türküler dinlendi. Kullanamadığı pasaportuyla yaşamına veda eden sanatçıya ölümünden sonra bile olsa Kültür Bakanlığınca çalışmalarına değer verilmesi önemli bir adım.

Özellikle yaşamlarında yaptıkları sanat yüzünden sıkıntı çeken sanatçılara “Anma Geceleri”nde değer verilmesine içim burkulur. Sanatı ve insanı yaşarken anlamak bu kadar zor mudur.? Hele hele kendi memleketinin ürünü olan türküleri icra etmenin nesi suç sayılabilir? İnsanın “Şeytan bunun neresinde?” diye sorası geliyor.

 

 

27 Ekim 2005 Perşembe Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here