PSİKOLOJİK VE PSİKODİNAMİK AÇIDAN NAZIM HİKMET ŞİİRİ

0
114

 

Sanatçı kimdir. Bir deli mi? Bir Dahi mi? Meczup mu ya da marjinal çıkışları olan bir çılgın mı? Bunlar tarih boyunca sorular sorulardır. Bunun yanı sıra yaratım süreci de farklı yorumlara açıktır. Yaratıcılık, doğuştan gelen yetenek mi yoksa öğrenilebilir bir şey midir? Esinin, tesadüflerin yaratmadaki rolü nedir. Yoksa her şey deneyime dayalı bilgilerin açığa çıkması mıdır? Farkındalık ve ayırt etme gücünün bu işe katkısı nedir? Çocukluk döneminde doruk noktada olan yaratıcı zeka ve becerinin daha sonra neler oluyor da  tükeniyor? Bu sorular uzayıp gidebilir.

Özellikle ün yapmış kişilerin yaratıcılıklarının yanı sıra özel yaşamları da bu bağlamda didiklenerek ortak paydalar çıkarılmaya çalışılır. İnançları, cinsel tercihleri, beyin yapıları… Her şey tek tek araştırılır.         Şair ve yazar Yusuf Alper, Toplumsal Akademik yayınlarından çıkan “Psikolojik ve Psikodinamik Açıdan Nazım Hikmet Şiiri” adlı eserinde Nazım Hikmet’in şiirlerini psikodinamik açıdan ele almış. Kitap iki katmadan oluşuyor. Birinci kısımda: psikoloji bilimi içinde yaratıcılık ve sanatsal eylemlere psikiyatri bilim adamlarının görüşlerine yer veriliyor, ikinci bölümde Nazımın şiirleri incelenerek psikolojik çözümlemeler içeriyor. Nazım Hikmet’in çocukluk yıllarında yazdığı şiirlerden ölümüne kadar yazdığı şiirlerde duygu ve düşüncelerin değişimine de tanıklık ediyoruz.

Yaratma eylemi, çoğu kez kitapta da değinildiği gibi bir yüceltme işi olarak görülür. Nazım Hikmet’in şiirinde de bu baskın olmakla birlikte şairde “öfke” duygusunun baskınlığı vurgulanıyor. Sanatçının yaptığı yüceltme, esere, kişiye ya da duruma yönelik olabilir. Ancak özellikle kişilere dayalı övgü ve yüceltmenin bilinçle desteklenmemesi bizi “dalkavukluk” durumuna götürür ki bu da bir sanatçının arzu ettiği bir şey değildir. Sanatçı aynı zamanda dünyada olup biten olayların farkında olan ve rahatsız olan biridir. O “İnsanın ve insana kötü bir şey olmasına” karşıdır. Ne var ki yaşadığımız dünyada çabalarımıza rağmen pek çok şey kötüye gitmektedir. Oysaki hepimizin yaşamdan beklentisi, adaletin ve sevginin hüküm sürdüğü bir dünyada sevinç içinde yaşamaktır. Öfke bir tanıma göre: beklentilerimizin ardındaki kederdir. Bu nedenle öfkeli kişilerin eserlerinde duygusallık hâkimdir. Bu duygusallığa ironi de eşlik eder. İroni ise genelde sorunların nasıl halledileceğine ilişkin gerçek ve doğru önermeleri olan kişilerin ellerinde tutamadıkları güç yoksunluğundan kaynaklanan bir feryattır. İronik kişiler gücün nasıl elde edileceğini bilirler, güce dokunurlar ama onu elde tutmak için çaba göstermezler. Çünkü güç; günümüzde kendini kirleterek büyümektedir. Oysa sanatçı “Vicdan” üzere yaşadığından kazancını kaybını “menfaat” çevresinde değil “adalet” paydasında arar.  Bu nedenle savaşlara, açlığa, vb şeylere karşı çıkar.

Yusuf Alper, Nazım Hikmet’in şiirlerinde görülen öfkenin temelini birkaç başlıkta toplamış. Emperyalizme, dönemin iktidar adamlarına, ilişkide bulunduğu bazı bireylere, toplumsal boyut içeren bireysel öfke, savunduğu sosyal sınıfa karşı vb. Şiir çoğu zaman bıçağın kemiğe dayandığı yerde yumruğun masaya inmesi değil midir? Söz: incinen yerin sancısı, yaralarımızın kanayan yeridir.  Söz: kırılgan yanlarımızın sesidir. Tıpkı Nazımın  Vera’ya yazdığı  gibi.

 

“gelsene dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

Geldim..

Güldüm

öldüm”

 

30 Nisan 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here