Ana Sayfa ÖYKÜLERİM PORSUK DONDU!

PORSUK DONDU!

0
100

            “Tabiatın bin bir türlü tecellisi var

                                                                             Çetin olursa kıştır munis olursa bahar”

Tevfik Fikret

 

“Bu yıl kış fena bastırdı” Pek çok yıl çok soğuklar gelince mevsim normallerinden de fazla olursa “son on, yirmi, elli yılın en soğuk ayı, mevsimi yılı” gibi ifadeler kullanırız. Bir yandan da biliriz, yıl dört mevsimdir, havalar da yedi iklim dört bucak  dolaşarak sıcağı-soğuğu bir yerden bir yere taşırlar. Sıcaklık, mevsim normallerinin üstünde olursa bu yıl ki gibi, Sibirya soğuğu deriz. Geniş coğrafyamızda dört mevsim birden yaşandığı halde, havaların sıcaklığı bile kökü dışarıda muamelesi görüyor. Bizim ülkemize en çok Balkanlar’dan gelirdi bu havalar. Bu günlerde daha da uzaklardan Sibiryadan geliyor. Memleketin haline bakılırsa havaların coladan da gelen havalar da yar ya neyse!  Olsun. Her mevsimin kendine göre güzelliğini duyumsamak gerek.

Çocukluğumda: soğuk kış gecelerinde sobanın etrafında tombalalar oynanır, bilmeceler sorulur, bazen de büyüklerden öyküler dinlerdik. Sobanın üstünde nohut kavrulur, dilimlenmiş patatesler pişirilirdi. O zamanlar Cips denen E100 lü E 1000 li vb.gıdalar yoktu. Portakal, mandalina kabuklarının yanıkları evin içine hoş bir koku bırakırdı. Kış akşamlarının en çok istenen yiyeceklerinden biri de kestaneydi. Sobanın üzerinde onların cızırdayarak patlama seslerini duyumsamak bile güzeldi.  Ne de olsa “Kestane kebap” tı.

Sokaklardaki şenlik ise başka olurdu. Sokağın hafif rampası bile bizler için Uludağ keyfi verirdi. Kar ayakkabısına ne gerek, ucu yırtık bir pabuçtan sızan kar suları parmağımızın ucunu donduruncaya kadar dışarıda kalırdık. Hele ki birileri kardan adam yapmışsa, havuçtan burnu çalmak bir zafere dönüşürdü. Saçaklardan sarkan buzları kırmak zincirlerimiz kırmak kadar sevinç verirdi. Kartopunun çılgın sevincini anımsatmama gerek yok. Soğuğa rağmen kar hepimiz için adeta gökten yağan beyaz bir sevinçti.

Bu arada evde kömür ya olur ya olmaz, sokağın soğuğu eve taşınırdı. Isınmak için gidilen sobanın da soğuk olması Sibirya şakasını andırırdı. Tüm yoksulluklarımıza rağmen durumun farkında mıydık anımsamıyorum. Birde matematik ev ödevleri olmasa yaşam çok yolundaydı. Henüz o zamanlar iki kere ikinin dört ettiğini anlayamıyorduk. Hele ki yaşam merdiveninin basamaklarını, doğal sayıların hası olan ‘bir’le çıkmak yerine, beşer onar atlamanın yollarını bilmiyor ve atlamışları da göremiyorduk. Son uykumuza dalmadan önce de radyodan, “arkası yarın” programının tekrarı ya da gece tiyatrosunu ve bir iki “Yurttan Sesler Korosu” nun seslendirdiği türküleri dinleyerek uykuya dalardık.

Evin pencereleri geceleri buz tutar, desenleri değme resimlere taş çıkarırdı. Sabah sobanın yanmasıyla eriyen buzları izlemek ayrı bir keyifti. Hemen arkasında camlar buğulanır üzerine yazılar yazılırdı. Hemen silinmesi de iyiliğimiz içindi. Yoksa annenin tembihi çimdikle sonuçlanabilirdi.

Ben ne mi yazardım? Çocukluk bu ya, çizilen kalbin içinde şimdi “adı bende saklı” bir kelime.

Porsuk dondu. Üzerinde bir yazı.

“Pembe seni seviyorum” 

Çocukluk işte!

 

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here