ÖLÜLER ÖZÜR DUYAR MI?

0
114

3 Haziran Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümü.  Bazı insanlar yaşadığı dönemlerde işleri  ve o işi yapmakla ilgili samimiyetleri göz ardı edilerek yargılanır. Türk ve dünya sanatında kendi yerini almış olmasına rağmen, İyiliği ve kötülüğü; üzerinde   “vatan haini miydi yoksa bir vatansever mi?”  çok konuşulmuş bir şairimiz. Onun anılmasının yapıldığı söyleşi ve kutlamalarda üzerinde durulan konu ise vatandaşlık hakkının alınması.

İktidar-din-ticaret ilişkisinin egemen olduğu tüm çağlarda bilim adamları ve sanatçılar en çok zarar gören kesimdir. Peki birinin sürgün edilmesi, o şahsın ülkesine olan sevgisini bitirebilir mi? Tarih her zaman bunun tersini kanıtlar. Ya değilse Nazım Hikmet neden “Anadolu’da bir çınar ağacının gölgesinde” mezarının bulunmasını istesin ki.

Hallac_ı Mansur “enel-hak” dediği için öldürüldü.   Nesimi’nin derisi yüzüldü. Pir sultan asıldı. Namık Kemal son günlerini sürgünde geçirdi. Galleo “Dünya Dönüyor” dediği için engizisyonda yargılandı.  Wilhem Tyndal, İncil’i Latince’den İngilizce’ye çevirdiği için kilise tarafından öldürüldü, yıllar sonra aforoz kararı geri alındı. Sivas Katliamında yananlar da hala belleklerimizde tazeliğini koruyor.

Bu tür kişilerin bir özelliği de yaşadıkları dönem içinde, doğru anlaşılamadığı ya da mevcut iktidarla çeliştikleri için bu hükümleri almaları. Sonrasında ise ortaya koydukları düşüncelerin tarih içinde yerlerinin netleşmesi ve değerlerin değişimiyle birlikte affedilmeleri. Sözüm ona bu anlaşılma ve affedilmenin de ölümlerinden sonra olması.

Nazım Hikmet’te bu yazgının kurbanlarından. Önce sürgün hayatı, sonrasında vatandaşlıktan çıkarılması. 2002 yılını UNESCO Nazım Hikmet’in doğumunun l00. yılı nedeniyle Nazım Hikmet yılı ilan edildi. Eskiden ülkemizde de sadece sol kesime ait kişilerin beğenilerini dile getirebildiği şairin, “Kuva-i Milliye” ve “Bu Memleket Bizim” şiirleri ülkemizde tüm siyasilerin seçim propagandalarında bile kullanılır oldu. Bununla birlikte Nazım Hikmet’in vatandaşlığı hala kabul edilmedi.

Nazım Hikmet’inde ölümüyle ilgili bir şiirde şunlar yer alıyor.:Gece leylak ve tomurcuk kokuyor/Yaralı bir şahin olmuş yüreğim/Haziranda ölmek zor haziranda ölmek zor./…/Yıllar var kan içinde taşıdım ben bu yükü/ Bıraktım acıların alkışlarına / Üç Haziran altmış üçü../ Uyarıma gelip de bir de çınar demiştin yıllar önce /demek ki on yıl sonra/ demek ki sabah sabah / demek ki manda gönü / demek ki göçtü usta/ kaldı yürek sızısı…

İnsan sevincini de kederinin de yaşarken fark edebilir. Ayrıca emeğimizin, düşüncelerimizin değerinin de yaşarken anlaşılmasını isteriz. Tarihin değişen koşulları, hayatlarını kaybetmiş kişileri cezalandırsak da, ödüllendirsek de onlar için bir değeri olmayacaktır. Çünkü “ölüler bir şey bilmezler.” Bu nedenle özür dilesek de dilemesek de sonuç değişmeyecektir. Sadece ardından şiirler yazıp, ağıtlar besteleyeceğiz. Bu kişiler tarihin ve “acının alkışlarıyla” doğum ve ölüm yıldönümlerinde dost muhabbetlerinde sadece yad edilecekler.

Bütün sorun ölüler bu özrü duyar mı?

 

 

26 Haziran 2005 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here