ÖÇ VE BAĞIŞLAMA

0
114

“Gönül umduğuna küser” atasözü ilişkilerimizde beklentiler olduğuna dair açık ipucu verir. Buna rağmen sonucundan da anlaşılacağı üzere çoğu kez beklentiler, hayal kırıklığına gebedir. Küskünlükten öfkeye kadar değişen duygular sonunda bizi harekete geçirerek, misilleme yapmaya ve öç almaya kadar götürür. Nefret gönülde öylesine yeşerir ki adalet biz de bitecek sanırız. Ancak güzellik ve olumlu olmayan her duygu ve durum gibi bu tür davranışlar kişide yeni acı ve yaralara yol açar.

Acaba insanlar birilerine neden acı çektirmek isterler?

İnsanlar çoğu kez bireysel sorunlarını üzerimize kusarak bize acı çektirirler. Yaşam içinde aynı yolu yürüdüğümüz ya da karşı yönden gelenlerle çarpıştığımız ve çatıştığımız alanlar vardır. Bu karşılaşmalar sırasında biri diğerini geçebilir, ezebilir. Bu insanda köklü bir incinmeye yol açar. Bu davranışlar kazara olabileceği gibi kasti de olabilir ve nesillere aktarılan acılara neden olur. Biri sizin babanızı öldürmüştür ya da tarlasını elinden almıştır. Artık bu dava babanın değil oğlundur. Bu nedenle, onun çocukları hatta torunları da acı çekmelidir. Kan davalarından savaşlara kadar uzanan bir öfke alanı kendiliğinden doğar böylece. Kişi kederini taşıyamaz karşısındakine kusar. Bazen de konuyla ilgisi olmayan kişiler bu öfkeden nasibini alır. Evinde mutsuz birinin iş arkadaşlarına ya da işçilerine eza etmesi gibi.

              İnsanlar bazen iyi bir şey yaptıklarına inanarak bize acı çektirirler. İnsanın merak alanları onları kaş yapayım derken göz çıkaran sonuçlara götürür. İyi niyetle yola çıkılır fakat sonra planlarınız kötü niyetli kişiler tarafından ele geçirilir. Dinamitin ve atomla ilgili bilginin  başına gelenler gibi.. Bilimsel çalışma ya da görev adına yapılan sıra dışı örnekleri biliyoruz. Gaz odaları, kadınların memeleri kesilerek kozmetik ürünler elde edilmesi, kürkleri için öldürülen hayvanlar vs vs.

İnsanların iyi bir şey yaptıklarına inanarak bize acı vermesinin nedenlerinden biri de yapılan şeylerin sonunun nereye varacağını kestirilememesidir. Aşk için yola çıkılan bir ilişki nefrete dönüşebilir Ya da kar amacıyla yatırım yapılır iflasın eşiğine gelinir, çoluk çocuk perişan olabilir. Bu durumda geride kalanlar bu hataya yol açan kişinin niyetine göre onu bağışlaması gerekir. Ancak çoğu kez boşanmayla sonuçlanan bir süreçte “beceriksiz baba” ya öfke boca edilir.

İnsanlar bazen bize iyiymiş gibi görünürken acı çektirirler.

            Günlük yaşam içinde peşin kabuller bazen bizi yanlış sonuçlara götürür. Mevki sahibi, ya da bir gruba ait olan kişilere karşı peşin güven duyarız. Birinin iyi bir kariyere sahip olması, becerikli, daha zengin, daha bilgili, daha dindar görünmesi ya da daha fakir olması (fakir ama sevgi dolu masalında olduğu gibi) onu otomatik olarak iyi kılmaz. Yeteneklerimiz bizim zenginliğimizi, niteliklerimiz ise iyiliğimizi donatır. Oysaki yaşamdaki pek çok zulmün ve çirkinliğin sorumlusu bu “akıllı bıdık”lardır. Yetenek ve nitelik farklı şeylerdir. Birinde gördüğümüz iyi bir şeyle; bir insanın iyi olmasını birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Her ne durumdan kaynaklanırsa kaynaklansın bize acı veren durumları unutamadığımızda öfkemiz ve nefretimiz derinleşir. Ancak çözüm misilleme yapmaktan daha çok incindiğimiz noktada kendi yüreğimizi iyileştirmededir. Çünkü acı çektiğimiz ne kadar gerçekse bazen istemeden bizim de acı verdiğimiz durumlar vardır. Aldanışlarımızın öfkesini sürdürmek, köprüde karşılaşan keçilerin çekişmesi gibidir. Kazanan yoktur. Özgürlük, çoğu kez salıvermektir. Neden ben, neden bana demeden, boynuzlarımızı kırmak ya da köprüden yuvarlanmaktansa,  onları söküp atmak, kim bilir daha iyi olabilir.

28 Ağustos 2006 Pazartesi Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here