MÜMTAZ SEVİNÇ’İN ARDINDAN

0
86

Romeo ve Julliet sinemaya uyarlanmış versiyonunda bir bölümünde âşıklardan biri diğerine sorar. “Aşkımıza nasıl bir doyum bekliyorsun?” karşı taraf yanıt olarak” Aşkımın karşılıksız yeminini, benimkinin karşılığıdır” der.

Aşk, birçok soruyu ve sorunu barındırmasına rağmen yaşamımızın başlıca konusudur. Hepimizin yaşamında arzu ettiğimiz de bir bağdır. Aşkta çoğu kez bir taraf diğerini sahiplenir ve kendiliğinden bir “efendi-köle” ilişkisi gönüllü olarak kurulur. Acılı zamanlarımızın sahte sığınağı olmaktan, neşenin, coşkunun, korku ve ümidin birlikte yeşerip solduğu durumlara kadar çeşitli yönleri vardır. Âşıklar bazen öylesine tutkuludurlar ki bu sahiplenme de birbirini göğsünden bıçaklamak, seni başkasına yar etmem diyerek vurmak, eşleri başkaları görmesin diye perdeleri kapatmak vb. aşk manzaralarının görüntüleri arasında yer alır. Çoğu kez bir taraf durumun iyi gitmediğinin farkındadır. Ancak tutku sahibi olan kişi zafere kendini öylesine adamıştır ki sevgilinin bir gün kendi dediğini kabul edeceğini, değişeceğini, ya da yola getireceğine kendini inandırır. Bazen de “Eşimdir, döver de, sever de “ diyebilir. Böylece aşkta sahiplenme şiddete dönüşür. “Sen benimsin, nar tanem, nurtanem” şarkıları birden “Var ya! Gelmezsen saçını başını yolarım!” lı tehditlere dönüşür.

Sanatçıların birçoğu evimizin, hayal dünyalarımızın da oyuncu ve misafirleridir. Bir şarkıda “seçilmiş hayatları yaşıyoruz” diyordu Erol Evgin. Sanatçılar her ne kadar bireysel duruşlarına önem verirlerse versinler bir süre sonra, özellikle tanındıktan sonra, kendilerine ait bir yaşamı sürdürme olanağından yoksun kalırlar.  Aslında hangimizin yaşamı yalnızca kendine ait olabilir ki.  Kaldı ki sevdiğimizin olsun.

Duvara Karşı filminde, başrol oyuncusu Sibel eşi hapisteyken Almanya’dan İstanbul’a gelir bu arada başka bir evlilik yapar. Eski kocası hapisten çıktıktan sonra İstanbul’a onu aramaya gelir. Sibel’in akrabasıyla onu nasıl bulabileceğini konuşur. Sibel’in akrabası “O yok!” der. Sevgili “sen onu benden ayıracak kadar güçlü müsün?” diye sorar. Akraba “Ya sen! onun hayatını mahvedecek kadar güçlü müsün?” diye sorar. Aşk bu nedenle bazen çekip gitmektir. Karşımızdakini seçimlerini,  koşullarını kendimize uyarlamak; karşımızdakini gölgemizde bırakmak; ya da karşımızdakinin ne olup olmadığını düşünmeden hayalimizdeki kahramana uymasını sağlamak üzere onu değiştirmeye çalışmak da değildir.

Yaşamdaki seçimlerimiz bizim “varoluş” sorununda kendimizi yansıtma biçimidir. Yararlılık alanlarımıza işlerlik kazandırmak ve kendimizi ifade etme biçimimizdir. Bazen karşımızdakinden değişmesini( bize göre olmasını) istemek onu mahvetmek anlamını da taşıyabilir. Burada toplumsal sorumluluk üstlenen birilerini seven ve âşık olanlara sormak gerekir. “Sevdiğinizi mahvedecek kadar güçlü müsünüz?”

Mümtaz Sevinç’in sevgilisi tarafından öldürüldüğü haberini duyduk. Bu ilişkiyi ve olayı yargılamak bizim işimiz değil. Mümtaz Sevinçîi oyunlarından, yabancı film ve dizilerde sesinden tanıdık önce. Sonra Şehnaz Tango, Deli Divane, Eltiler, Gülün Bittiği Yer,  Hoş çakal Yarın,  Hayal Kurma Oyunları, Sır, Savunma, Baykuşların Saltanatı, Çifte Bela, Emanet, Sihirli Annem, Aşkımızda Ölüm Var ve Nehir gibi dizi ve filmlerde izledik.

O “Küçük Ev” in babasının sesiydi. Evinde öldürüldü. Aşkına ölüm varmış gerçekten. Buna kimin ne hakkı vardı? Hele ki aşk adına.

29 Ocak 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here