“MUHTEŞEM ‘APTAL’ ERKEKLER”

0
263

V-AH ŞU KADINLAR ERKEKLER

İnsanın kendini tanıma çabası kadar, kadın ve erkeğin birbirini tanıma çabası da sürüp gidiyor. Yaşam içindeki yerimiz, üstlendiğimiz roller ve değerleri üzerinde tarih boyunca biri diğerine rakip gibi gösterilerek çeşitli kabuller üretiliyor. Bu kabuller anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçildiğinde kadınların aleyhine dönmüş. Kadın lider ve saygın konumundan birden kaşık düşmanı haline gelmiş. Kadın ve erkek ilişkilerinde rekabet daima olmuştur. Bununla birlikte birbirini bütünler bir ilişkidir. Bütün mesele paylaşımın hangi modele göre yapılacağıdır. Gelenekçi tutum kadının (ki bazen erkeğin de) birey olmasına engel olurken, modern yaklaşımlar ise çoğu kez ayırıcı ve uzak bağlar oluşturuyor.

Son yıllarda kadın ve erkek adeta birbirini yeniden keşfediyor. Ancak söylenen sözlerin birçoğu çapkın, zıpkın yorumlar. Bazıları cinsellikte karşı tarafı t-avlama rehberi gibi. Kadın ya da erkek, kendini değil, karşı tarafı anlatıyor. Toplumsal yaşam içindeki rollerimiz ve sorumluluklarımızın bedelleri yeniden gözden geçiriliyor. Feminist yaklaşımlar veya sözüm ona erkeği koruyan görüşlerde taraflardan biri kurban, diğeri avcı gibi gösterilmekte.

Zafer Kılıç’ın “Muhteşem ‘Aptal’ Erkekler” kitabı bir erkeğin bakış açısından erkeklere ve dolaylı yoldan kadınlara da bakışını dile getiriyor. Bu kitapta erkekler, sürekli kadınlar için çalışan, kadınlar da tüketen olarak gösteriliyor. Bu görüş “kadın yaşama, erkek ölüme aittir” sözüyle de pekiştiriliyor.  Erkek kadın eşitliğinin kısmen, gerek toplum içinde gerekse de aile içinde üretime eşit katkı vermek olarak gösterilmek isteniyor. Bir yere gidildiğinde hesabı kadının da verebileceğinin altı çiziliyor. Modern kadın eğer “çocuk ta yaparım kariyer de “ diyorsa erkekler korkmasınlar, biz de çay paramızı kendimiz verebiliriz. Ama mesele paylaşımdan öte hesabı kimin ödeyeceğine indirgendiyse düşünülecek başka şeyler de var demektir. Evliliklerde de Alman usulü’nün uygulanması, “Davul dengi dengine vurur” mantığının yeni göstergesi olsa gerek.

Bu tip kitapları okumak bir pazar günü gezintiye çıkmak gibidir. Pek çok şey görebilirsiniz. Eğlenceli de olabilir. Ancak bütün günler pazar değildir. Kadın ve erkeğin kendi rollerini yerine getirmesi “varoluş” sorunundan bağımsız değildir. Bu nedenle önce “insan”ın yükünü daha sonra rollerimizden doğan yüklerimizi anlayabiliriz. Ya değilse eğlenceli gözlem ve sözlerden medet ummak, çerezden doymak gibidir. Yine de kadın ve erkek paradigması birbirinden farklıdır. Bu konuda pek çok kaynağa ulaşılabilir. Yeter ki birbirimizi anlama çabamız olsun.

Bu tür konuların konuşulduğunda hep kadın-erkek eşitliği üzerinde duruluyor. Bu yalnızca haklar açısından değerlendirilmiyor. Kadının ve erkeğin yapacağı işlerde de değişiklikler olması gerektiği, bazen de ev içinde kadına düşen bir görevi toplumsal yaşamda erkeklerin daha iyi yaptıkları konusunda görüşler öne sürülüyor. En iyi aşçılar erkeklerden çıkar. O halde erkekler de hemşire olsun gibi yargılara varılıyor. Dünya değişir mi? Değişebilir elbet. Bunlara da gerek var mı?

Kadınlar kadınlara; erkekler erkeklere; erkekler de kadınlara birebir eşit değildir. Böyle bir eşitliğin olabilmesi ve denge için hangi kadının hangi erkeğe eşit olduğunu da çözümlemek gerekir ki bu da olanaksızdır. İnsanların birliktelikleri kendilerine özeldir. Ayşe Hanım Ahmet beyle farklı şeyler paylaşabilir, Ayşe hanım Mehmet beyle daha farklı bir kimlik taşıyabilir. İnsan biraz da karşısındakine göre şekillenebilir.

Kadın erkek eşitliği konusunda hep aklıma şu fıkra gelir.

Bir gün öküz ile aslan rakı içiyorlarmış. Aslan öküze “az iç sarhoş olacaksın. Sonra eve geç kalıyoruz. Çabuk ol. Eve dönünce karından dayak yemeyesin” demiş. Öküz, “ kadından korkulur mu yahu! Boş ver içelim gitsin” demiş. Aslan,  “yooo olmaz. Beni evde bir inek beklemiyor. Benim evdeki de aslan” demiş.

Sözün özü beyler, hanımlar, yanınızdakinin kim olduğunu görebiliyor musunuz?

4 Eylül 2005 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here