MELİH CEVDET ANDAY VE DÜNYANIN HALİ

0
108

Sanatsal yaratının içinde aklın yeri her zaman tartışıldı. Özellikle şiirde akıl çoğu kez reddedilerek, imgenim akıldışı olduğu iddia edildi. Bununla birlikte pek çok şairimiz akılcıdır ve şiirlerinde aklın egemenliği göze çarpar. Akılcı şairlerin çoğu esprili bir dil kullanır. İşlediği konularda, insanı, dünya hallerini ve yaşamdaki duruşları hicvederler. Zaman onların şiirlerinde bir “an” ın yansımasından çok derinliğini geçmişe uzatan bir bakış, bugüne  bir yargı geleceğe bir önerme şeklindedir. Melih Cevdet Anday’da bu şairlerimizdendir. Şiirlerinde toplumsal gerçeklikleri yeniden yorumlar ve fark edemediğimiz, olağan saydığımız pek çok şeyi yeniden anlayışımıza sunar.Özellikle son dönem şirlerinde bu daha da belirgindir. Melih Cevdet’in şiirlerinin okunması zamanımızı kavramakla ilgili bir bakış açısı sunar.

 

Ne zaman  sosyal adalet vb konular konuşulsa Melih Cevdet Anday’ın “Defne Ormanı” şiiri

gelir aklıma. Tarih boyunca emek-sermaye ilişkisi sorgulanmış, ancak hangi yönetim modeli denenirse denensin  birbirinden ayrılamamıştır. Sanat ve zanaat sahipleri, ustalar kısmen kendi kendilerini idare eden durumunda kalabilmişlerse de beden işçilerinin elde ettikleri, alt sıralarda yer almıştır. Hatta  emek sahipleri, hor görülerek alınıp satılan mal haline de gelebilmiştir. Özellikle paranın bulunuşu ve ilkel komünal toplumdan feodal topluma geçildikten sonra durum hız  kazanmış, dünya: yönetenler-yönetilenler; efendiler-köleler gibi ikiye ayrılmıştır. Her iki taraf da kendileri olmazsa, dünyanın batacağını düşünüp, “alta ölüler, üstte diriler” den “düzenli bir dünya” yaratmışlardır. Kimin, kim için daha zorunlu; kimin, kim için düşünce ürettiği; düşüncenin mi, emeğin mi önemli olduğu; güce sahipliğe hangi tarafın hakkı olduğu tartışılıp, “izm”ler ve yönetim biçimleri üretilmiştir. Gelişmekte olan pek çok ülke de sınıfsal bir ayırım olmadığı iddia edilse bile, emeğin ücretlendirilmesi ve işgücü alanlarının yaratılması önemli bir konudur. Ülkemizde de aynı sorunlar yaşanmaktadır. Uzun yıllar  okuyarak meslek sahibi olan pek çok kişi ücretlerini az bulurken, sadece az emek gerektiren mesleklerde çalışanların aldığı zamlar problem olmuştur.

 

 

Melih Cevdet “Defne Ormanı” şiirinde şöyle der: “Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri /için felsefe yapıyorlardı, çünkü/ ekmeklerini köleler veriyordu onlara; köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini/Köle sahipleri veriyordu onlara / Ve yıkıldı gitti Likya”  Efendiler ekmek yapmaya gerek görmüyorlar, çünkü köleler ekmek yapıyorlardı. Köleler ekmeği nasıl kazanırız, diye düşünmüyorlardı, zaten satın alınmışlar, yaptıkları ekmekten bir gıdım yiyebiliyorlardı.

Şiirin devamında:  “ Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri /için ekmek yapıyorlardı çünkü/ felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri/ için ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini felsefe veriyordu onlara/ Ve yıkıldı gitti Likya”  Çoğu kez bir yerde çalışırken sizin yaratıcı fikirlerinize değil, o işi mırıldanmadan, homurdanmadan yapmanız beklenir. Çünkü, o işi nasıl yapacağınız, ne kadar yapacağınız, düşünenlerce planlanmıştır. Bu planlamayı yapanlar, ekmeklerini düşüncelerinden kazandıklarından, başkalarının alanlarına girmesinden hoşlanmazlar doğal olarak. Her zaman insanoğlu “ekmek” kaygısı çektiğinden ve bundan kurtulmak istediğinden, düşüncenin sahipleri, ekmek yapan köleleri bulmakta zorluk çekmezler.  Edebiyat tarihimizde bu şiirin paradoksal yapısıyla birlikte çözümlenmesinin yararlı olacağı kanısındayım. Bu şiir adeta birkaç ipucu verilerek diğer sonuçların okuyucular tarafından bulunması istenen bir mantık bulmacası gibidir.

Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin /Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin /Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi./ Ekmeğin sahipsiz felsefesini / Felsefenin sahipsiz ekmeği./Ve yıkıldı gitti Likya. Şirin tamamına baktığımızda felsefe ve ekmek kelimelerinin 12 şer kez eşit oranda kullanıldığını görüyoruz. Varoluş sorunlarına genel olarak bakarsak düşüncenin özgereksinimler üzerinde odaklanıp baş başa bir yarışta olduğuna,  bir kez daha tanık oluyoruz.  Sonuçsa hep aynı. “Yıkıldı gitti Likya”

 

Bu ilişki her zaman zorlayıcı değil aynı zamanda ikna edicidir ve güven de telkin eder.  “Melih Cevdet “ Hazineler içindesin” şiirinde “Mehmet! Hazineler içindesin,/Bu toprağın altında ne varsa/ kömür, bakır, altın, demir/ hepsi senindir / çıkar çıkarabildiğin kadar!/ Ne çıkarsa hepsi benimdir.” der.

Eşyanın kullanma biçimi medeniyetlere adını vermiştir. İster cilalı taş devri, ister bilgisayarlı bilişim çağında olalım durum değişmiyor. Bu mallara ulaşamayan, sahip olamayan da “medeniyet görmemiş” oluyor.  Şairimizin Medeniyet adlı şiirinde “ Şu haline bak da utan, ne okuma bilirsin ne sayı/ ne üstünde var ne başında/ ne midende var ne kursağında/ bari gel de görgünü artır / medeniyet gör ayı / yemek masası nedir / peçete nedir, çatal bıçak nedir gör/ giymek şart değil ya/ ayakkabı gör, gömlek gör/İngiliz kumaşı gör, nylon çorap gör/ jartiyer bile görsen faydası var / tarak deyip geçme, saçını tara da gör/ kafan nasıl işlemeye başlar/ kanalizasyon gördün mü hiç / gel de kanalizasyon gör/ yemek şart değil ya/ döner kebap gör, su böreği gör, ekmek gör be ekmek/ Ne görsen faydası var.”Günlük yaşam içinde, ilerlediğini düşündüğümüz ülkelere gidip gelince, hayranlığımızı çoğu kez: “adamlara helal olsun! … yapmışlar be” demez miyiz. Ne görsek faydası var gerçekten. Bu nedenle, asfaltını, binalarını beğendiğimiz ülkelerin bardaklarını, tabak ve çatallarını kullanmıyor muyuz. Nylon gecelikler de babaannelerimiz icadı değildi. Aklın transferi kabını da birlikte getiriyor doğal olarak.

Doğal olarak yaşam, devinim halinde. İnsanın da bu süreç içine girmesi kaçılmazdır. Melih Cevdet’inde üstünde durduğu gibi, tohum ekmek olacağını bilmez ama büyür. Üzüm şarap olacağını bilmez ama olgunlaşır. İçimizdeki süt kan olur. Tarihin hangi akışında olursak olalım, ister ekmek sahibi, ister felsefe sahibi, şeytanlığın kandillerinin yandığı bir dünyada “çıldırtan bir dumandır yaşam“ekmeğin felsefesi, felsefenin ekmeği yok” Bütüne mesele ekmeğimizi yok etmemek.  Hepimiz, bedeli ağır bir hürriyet içinde, değişik ağılıkları çekmeye devam ediyoruz. Herkesin çektiği yük kendi omzunu ağrıtır. Bazılarının ki ise daha fazla.

Geleceğe bakmak, akılcı insanlarda bir önerme içerir demiştim. Melih Cevdet’in önermesi barıştan yana. Bu nedenle “Olsunda Gör” diyor. O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör / Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör/ Seyreyle gülü bülbülü / Çifter çifter aylar gökyüzünde /Her gece ayın on dördü / Kuşlar geçecek damların üstünden  / Kuşlar konacak dallara / Kanat seslerini duyup uyanırlarsa / Gene kuşlarla uyusun çocuklar / Olanı biteni anlatma… Keşke olsa da görsek yüzyıl susmaya razıyım.

2005 Pazartesi Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here