Ana Sayfa YAZILARIM Denemeler MAHPUSLUĞUN YÜZLERİ

MAHPUSLUĞUN YÜZLERİ

0
118

 

Hapishane yaşamı edebiyattan resme, müzikten sinemaya kadar pek çok esere konu olmuştur. Çünkü insan yaşamında en değerli şey, “özgürlük” Bu kavramın içinde de “iradi özgürlük” başta gelir. Gel gör ki yaşam çift yüzlü madalyondur. İyinin ve kötünün birlikte harmanlandığı yaşamda, insanın gücü her zaman genel geçer ortalamayı tutturamaz. Kader mahkûmu oluveririz. Böylece yaşam “İçerde” ve ”dışarıda” olmak üzere kırçıllanır.

Mahpuslar için, içerdeki yaşam, özellikle şarkılarda belirtildiği gibi “Beni buralarda arama anne, kapıda adımı sorma” demenin utanç ve kederini taşırsa da orada yaşama tutunmak yinede övgü oluşturmuştur. (siyasi mahkûmlar özellikle diğer mahkûmlardan ayrı tutulur.) Özellikle 12 Eylül süreci, hapishaneleri, bir edebiyat okulu haline getirmiştir. İçerideki yaşam zorsa da onurlu bir duruşun göstergesidir adeta. Aslında yaşam “içerde” de “dışarıda” da kolay değil! Bilimin, bilginin, düşüncenin ve inancın gelişen zaman içinde sorgulanıp, doğruların ve yanlışların her gün yeniden belirlendiği günümüzde,  yaşam başka başka seyirler gösterir. Edebiyat içinde, mahpusluk ya da hapis yaşamının doğal olarak farklı yüzleri varsa da kısaca şu noktalarda vurgular yapıldığı gözlenir.

İçerde hazırsındır direnişe. Yürek çelikleşiverir geçmişin öfkesinden! ya dışarıda düşündükçe içerdekini erir gider yüreğin bir şeyler eksilir, bir şeyler artar, tartamazsın. Yoluna can koyasın gelir. Başkasının acısı kemik yarası gibi büyür… büyür… büyür birden içinde… Acıyı atmak yüreğinden kolay değil. İçerde nefrete karşı koymak zordur. Dışarıdaki nefreti göğüslemek, sunulan sevgileri reddetmek, onları anlamana rağmen inancında kalabilmek kolay değil!

Sinsice gelen tuzaklardan korumak kendini; dünyanın bir parçasıyken, düzenin çarkında dönen bir dişli gibiyken, ayırmak kendini; değişime uğrayan her şey gibi değişime direnmek ya da değişime mi ayak uydurmak, ayırt etmek kendini kolay değil!

İçerde “kavga güzel günlere adanır.” Dışarıda günler birer kavgaya dönüşür. Karşında alçaklıktan ihanete, nefretten kana ve daha da sayılamayan nice kahpelikler serilidir önünde dövüş dövüşebildiğin kadar. Bunca nefret önündeyken sevgisizliğin mat soğuğunda yüreğini sıcak tutmak, açık bırakmak kapıyı sevgiye kolay değil!

İçerde paylaşırsın ekmeğini davanı ve de sevdanı. Ya dışarıda! Akbabalar dolaşır peşinde. Kan emici yarasa bir vampir gibi sarıldılar mı boğazına, ekmeğe muhtaç olmaktan ve sahip olmak adına hissettiğin tüm duygulardan nefret eder, birden sıyrılmak istersin tümünden. Kötünün düzeninden sıyrılmak kolay değil!

Düşlersin bir sevgiliyi içeride. Hatta yaşarsın sevgisini. Çünkü içeride bütün aşklar platonikleşir. Sevgili ay ışığı gibi sokuluverir usulca yanına. Gün uyandırdığında sabaha, avuçlarına düşen özlemin sıcaklığı ısıtır tekrar tenini. Sevdaya bir diyeceğim yok dışarıda da sever insan. Ancak, yanlış hesaplarda benlikler çarpıştığında geçirilen şok olmasa. Derken korku, kıskançlık ve ihanet girer devreye. Ölüm yaratır aranda. Ne ölüyü nede ölümü yaşamak kolay değildir!

Bu ve benzeri nice duygular; tepkiler yaşanır hem içeride hem dışarıda. Her zaman azınlığın yalnızlığı taşınır yürekte. Ne azınlığı ne de yalnızlığı taşımak kolay değil!

İşin rizikosu ve ödülü şudur ki, aslı astarı olsun ya da olmasın, içerde ölsen de kök salar sevgin yüreklerde. Ya dışarıda, kaybolup gitmekte var işin içinde. Bir çığlık gibi yok olmak. Çelişmek direncinde. Kendini bile yadsımak zamanla. Kendini aramak zaman içinde. Kendini bulmak, kendini bilmek kolay değil!

Böylece fikri firari bir duyguda özgür olmak ya da özgürlüğü düşleyen mahkûm olmak, biri diğerine bedel olan bir fidye gibi ödenir yaşamda.

Bir dilim ekmeğin peşine uzanılmış bir yaşamda, ölümden mi kaçacaksın, zamandan mı ya da insandan mı?

Bu seçimi yapmak da kolay değil!

 

10 Ağustos 2005 Çarşamba Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here