KİTAPLAR VE KÜTÜPHANELER

0
110

Kitaplar, çocukluk çağımızın büyüme yoldaşlarıydı. Düşlerimiz düşüncelerimiz yavaş yavaş onlarla örülür, ninelerimizden dinlediğimiz hikâyelere yeni kahramanlar eklenirdi. Böylece Veysel Karaniler, Battal Gaziler, Dede Korkut’larla birlikte yaşamımıza Heidi, David Coperfield, Küçük Prens konuk olur, Kırmızı Başlıklı Kız kurttan; Pamuk Prenses Cadıdan nasıl kurtulur, uykudan nasıl uyanır diye düşünürken birden Bronte’nin Uğultulu Tepeleri’nde imkânsız aşkların içinde buluverirdik kendimizi. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin karşılıklı inatlaşırlar, ille de kavuşturulmazlardı. Pisagor bu aşk üçgenlerindeki yanlış açıları neden kıramamıştır hala anlayabilmiş değilim.

“Kitap en iyi arkadaştır” denir. Arkadaşlığın en güzel yanı karşılıklı yarenlik edebilmek ve sohbet edebilmektir. Kitap okumak bu açıdan birinin size konuşması gibidir. Kişi burada her ne kadar atıl durumda görünüyorsa da, okumak insanın dilini çözer, sözüne söz katar, anlatma yetisini canlandırır ve geliştirir.

İlk okuma kitabım Heidi idi. Eskiden Semt Kütüphaneleri vardı. Halil Yasin İlkokulunun binasında hizmet veren kütüphaneden almıştım. Evimiz kütüphaneye uzaktı. Yolumu şaşırmamak için yol kenarlarındaki çiçekleri ezberlerdim. Şu köşede sarıçiçek, ileride mavi çiçek. Bakkalın ilerisinden döndükten sonra otobüslerin geçtiği caddeye de vardım mı gerisi kolay. Sarı bir bina sanki kucak açardı. Merdivenlerden yukarı çıkarken, Yaşar Amca gürültü etmememizi sıkı sıkı tembih ederdi. Ödevimiz varsa onu yapar, değilse ödünç kitap almak için sıraya geçerdik. Kütüphane sorumlusu Abla hepimizin kaçıncı sınıfta olduğumuzu sorar yaşımıza uygun hikâye kitapları vermeye özen gösterirdi. Ödünç kitap almak için kütüphaneye üye olmak, o kartı taşımak çok hoşumuza giderdi. Bizler için banka cüzdanından daha büyük zenginlikti.

Şehrimizde İl Halk kütüphanesinin sonraları unutuyorsak da yolunu, öğrencilik yıllarında hepimizin yaşamında yeri olmuştur.En azından ödevlerimiz için yılda birkaç kez başvurmuşuzdur. Sevgili Aysel Çağıran’ın bu konudaki çalışmalarını saygıyla anmak isterim.

Değişen eğitim sistemiyle birlikte, kütüphane ve kitapların yerini, bilgisayarlar ve siteler aldı. Şimdi öğrenciler araştırmaya dayalı ödevler yerine, mutlak başarıya endeksli testler çözmek zorundalar. Hızın egemen olduğu bir çağda, kitaplarla birlikte edindiğimiz nitelikler yerine, yeteneklerin ön plana çıkarıldığına tanıklık ediyoruz.

Bireylerin donanımı, genel eğitim ve öğretimden daha çok uzmanlığa dayanıyor. Her konuda bir şeyler bilmekten çok, bir konuda her şeyi bilip sivrilmek ya da bir alanda beceri kazanmaya yönlendiriliyoruz. Bilgi çağında olmamız farklı bir açılım yaratıyor. Her konuda okuyabileceğimizden fazla kitap var. Amerika’da bir yılda çıkan kitapların tamamını okumak için üç yüz sene gerekliymiş. Bu konudaki tarihsel birikimi de düşünecek olursak, bu konuda seçici olmamızın önemi açığa çıkıyor. İnsan,  her ne kadar her yaşta öğrenmeye açık ve merakları da, kapanmayan bir pencere ise de, her konuda her şeyi öğrenemeyeceğimiz gibi, bir konudaki her şeyi bile öğrenmeye ömrümüz yeterli değil. Bu nedenle bu seçiciliğimize, sistemli okumayı da ilave etmekte yarar var. Çünkü okumak ya da bilgi edinmek: boş zamanları dolduran eğlence değil, amaçlı bir eylemdir. Kütüphaneler de kitaplar için bir istif yeri değil, bir tasnif yeridir. Bu nedenle aradığımız bilgiye kolay ulaşabiliriz. Her ne kadar bu konuda gelişen ve değişen araçlar varsa da elimize aldığımızda mürekkep, hatta toz kokusunun geldiği sayfalara dokunmanın yerini tutamayacaktır.

Bu duruma “Ne fayda!” da diyebiliriz; “Ne iyi” de diyebiliriz. Bu da okumamıza bağlı.

29 Mart 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here