“KIRK KÜPÜN ALTINDAKİ” ORHAN AYDIN

0
117

İnsan zihni bilgiyi karşılaştırma ve kıyaslama yoluyla öğrenip yansıtabildiğinden, özellikle sanatsal anlatımda: olaylar, kişiler veya durumlar anlatım için olanak olduğu kadar aynı zamanda araçtır. Örneklenen şeyler, gerçek olmakla birlikte sıralanışı ve seçiminde kurgu vardır. Yazılan şey iletilmek istenen şeyle ilgili pek çok anlam üretilebilir.  Bir metin: yazarın yargısı kadar, okuyucunun da yargısına açıktır. Biz biliriz hiçbir tilki, hiçbir karganın peynirini konuşarak kapmamıştır. Ancak anlatılandan bir ileti alırız.

Orhan Aydın eserlerinde: yalın bir dil kullanmasına karşın, anlatılarında kullandığı gerek karakterler, gerekse durumların simgesel değerleri ve insan tiplemelerinin çözümlemesinin yanı sıra sistem eleştirisi var. Sistem yayıncılıktan çıkan Kırk Küpün Altındaki kitabında birbirine karşıt iki  karakter ve grup var. Avludakiler olarak tanımladığı gruptan Zeki: dar kafalı, meraksız, düşünce tembeli, ancak anlamadığı konularda ahkâm kesmekten geri durmayan, kıskanç, düzenbaz, sinsi ve ikiyüzlü bir dalkavuktur. Fevzi Usta ise akıllı, meraklarının peşini bırakmayan, tesadüfen gördüğü olaylar üzerinde düşünüp yeni fikirler üretebilen biridir. Fevzi Usta ‘İçerdekiler’ grubundandır.

“Ekmeğin işi buğdayın düşünden geçer” diye bir atasözümüz vardır. Bugün günlük yaşamımızın bir parçası olan teknik ilerleme ve buluşlar daima Fevzi Usta gibi gördüğünden, görünenden daha fazla anlam fark eden insanların işidir. Şüphesiz ki daldan elma defalarca insanların başına düşmüştür. Ancak başına elma düşmesi kimseyi Newton yapamamıştır. Ya da Arşimet defalarca hamama girdiği halde sadece bir defasında “Evreka! Evreka!” diye bağırarak sokağa fırlayıp buluşunun sevincini haykırabilmiştir.

“Kırk Küpün Altındaki” eserde Fevzi Usta yağmur yağdığında cama düşen damlacıklardan kalan su zerreciklerinden yola çıkarak, önemli bir buluşa imzasını atar. Ancak romanın ilerleyen bölümlerinde parmağı kopar. Orhan Aydın’la yaptığımız bir söyleşi sırasında bu son için “Fevzi Usta’nın hak etmediği bir sonuçtur” diyor Bunun nedenini ise şöyle izah ediyor. “…öykümüz, varoluşun denetlenemeyen alanlarında “adalet” denilen kavramın geçersiz olduğunu, böyle bir beklentinin ancak hayal kırıklığı yaratabileceğine de işaret ediyor.”

Hangimizin pek çok arzusu ve amacı insani kazalardan etkilenmemiştir. Beklenmeyen pek çok şey, hayatımızın yönünü bir anda değiştirebilir. Bu tesadüfler olumlu olursa “şansımız yaver gitti” deriz. Kötü olursa “kem talih, kara bahtın” oyunu olarak görürüz. Fevzi Ustanın yaşamı, doğayı okuyabilmenin, insanı yeni bilgi ve keşiflere ulaşmada, mükemmel bir araç olduğunu anlayabilmemiz için güzel bir örnek.

Orhan Aydın’ın bu eserinde geçen bu olay ve anlatımından sanatta “gerçek ve gerçeklik” kavramlarının anlaşılmasının, yaratıcılıktaki yeri ve önemini de kavramak mümkün. Sistem eleştirisinde bulunan tüm yapıtlarda “varoluş” sorunlarından birine ağırlık verilir. Yabacılaşma, iletişimsizlik, kendini arama ve tanımlama gibi konular işlenir. Yaşamda her zaman kendi yerimizi ararken, etrafın duvarından “içerdekiler” dışarıdakilere “avludakilere”  seslerini duyuramazlar.

Kaçımız başımıza elma düşmese de, “evreka, evreka” demesek de kabımızda olanı çıkarabildik ki! Kaçımızın emekleri takdir görmediğinden günler içinde yitip gitmedi ki? Kaçımız yapmak istediklerimiz için destek bulup ortaya bir şey çıkarabildik?  Bu da adaletsizliğin kendisi değil midir?

16 Ağustos 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here