KAZIM KOYUNCU VE ÇERNOBİL TÜRKÜSÜ

0
96

 

Çeşitli sanatları anlamak ve yorumlamak için az çok o sanatla ilgili bilgiye ihtiyaç varsa da müzik için her zaman böyle olduğu söylenemez.  İçimizden ne geliyor ve geçiyorsa şarkılara, türkülere yansır. Başımıza ne geliyorsa bir ezgide, bir sözde kendimizi buluveririz. Kendi dilimizden olsun ya olmasın yine de güzel bir ezgi mırıldanabiliriz. Çoğu zaman yabancı dilde dinlediğimiz bir melodide bile hüznün mü neşenin mi işlendiğini kavrayabiliriz.

Bazen şarkılar söyleyenini ünlendirir, bazen de söyleyen o şarkıya can verir…

Bir gün bir kitapçı da “Didou Nana” isimli şarkı çalıyordu. Sanatçısını sorduğumda adının Kazım Koyuncu olduğunu öğrendim. Ezgi çok güzeldi. Bir hüzünlü aşk ve ayrılık şarkısı olduğu da hemen fark ediliyordu. Ancak lisanı pek bildiğimiz lisana benzemiyordu. CD’nin kapağını okuyup, kitapçı arkadaşımla da konuştuğumda şarkının “Lazca”  olduğunu öğrendim. Doğrusu bu ya biraz da bozuldum. Zira Postmodernizmle birlikte yeşeren “etnik milliyetçilik” kaybolan kültürel değerleri açığa çıkarmakla birlikte, sonuçlarından, niyetinin nereye dayandığından her zaman kuşku duymuşumdur. Buna rağmen CD yi aldım ve o gün bugündür Kazım Koyuncu’yu dinlerim.

Ülkemizden bahsedilirken hep “Biz bir kültür mozaiğiz” denir. Bunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Hele türkülerimiz. Her biri ayrı bir zenginlik. Ağıtlardan oyun havalarına kadar açılan bir yelpaze. Ortak yanları da şu ki: hepsi, yaşanmış bir öykü gizler içlerinde. Bir türküde, İnsanın insanla; insanın doğayla alışverişindeki karı zararı sezebilirsiniz.  Anonim türkülerimiz gibi, günümüzde ortaya çıkan kent türküleri de çağımıza ait sorun ve duyguları yansıtır. Eskiden çocuğu savaştan dönmemiş bir anne “kırmızı gül demet demet” derken, batan gemiden “aaah bir ataş ver cigaramı yakayım” diye ses gelebilir. “Cerrahpaşa” türküsünün de bugüne ait olduğu bellidir.

Zaman iki yüzle ilerliyor. Gelişiyoruz derken çeşitli sorunlar da önlenemez durumda. Hastalıklar, savaşlar, çevre kirliliği doğal afetler… Bunların yanı sıra barış dilimizin türküsü olması gerekirken, savaşlar ömrümüzün öyküsünü yazıyor. Zira savaşmadığımız yıllarda da silah üreterek geçiriyoruz günlerimizi. Zaman zaman da iş kazası gibi silahların meydana getirdiği zararlar akıllara da zarar veriyor bedenlere de. Mayın tarlaları, nükleer kazalar… Çernobil’de de yaşanan nükleer kaza sonucu pek çok ülke radyasyondan etkilendi. Çevredeki börtü böcekten, suda yüzen balık, havada uçan kuş ve yerde gezen insanın, bundan kötü etkileneceği açıklandı. Buna rağmen o zaman ki sayın bakanlarımız: “Biz Türküz. Bize bir şey olmaz” diyerek basın toplantılarında kameralara gülümseyerek, kızarmadan ve burunlarının uzamasına aldırmadan çaylarını yudumladılar. Bu kazadan on iki yıl sonra bile, Avrupa’daki Alp sıradağlarında Fransa’nın güney doğusundaki parklarda, İtalya’da Avusturya’da bile yüksek oranda radyasyona rastlandı.  Kaldı ki Rusya coğrafyamızda yakın komşu. Bunun acı sonuçlarını Karadeniz Bölgesi’ndeki insanlarımız daha da yoğun yaşıyorlar. Kanser oranlarının o yörede arttığını biliyoruz.

Kazım Koyuncu: Karadeniz’de birçok insanın ölümüne neden olan Çernobil faciasına karşı mücadele ediyordu. Ancak kendisi de bu kazanın kurbanı oldu. Akciğerindeki tümör nedeniyle 6 aydır kanser tedavisi görmesine rağmen kansere yenik düştü. Kanser tedavisi gördüğü sırada, düzenlenen “Çernobil’in Etkileri ve Hasta Hakları” konulu panelde: “Duyarlı bir sanatçı olarak dertleri hissediyordum. Kanser de oldum artık. Ben kanserden çok korkan bir insandım. Kanserim ve korkmuyorum. Sadece beni sevenleri ve özgürlüğümü düşünüyorum. Ölüm küçük bir şey, ama hastalık sizin özgürlüğünüzü sınırlıyor” demiş.

“Ölüm küçük bir şey” olsun ya da olmasın insana yakışmayan bir şey. Hele ki genç birine.

Her olay kendi öyküsünü de türküsünü de yaratıyor. Yaşananlar neyse o yansıyor türkülere. Bakmayın Karadeniz’in oynak kıvrak havalarına. Onlara da bazen Karadeniz kadar tuzlu gözyaşları düşüyor. Yazık ki Kazım Koyuncu, ömrüne sığdırdığı güzel türkülerden başka, Çernobilin karanlık ve kötü öyküsünden Karadeniz ve insanlığa ait bir acı türkü yükseltti.

Kulağı olan dinlesin…

 

10 Temmuz 2005 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here