KAYBEDİŞTEN KAZANCA ULAŞMAK

0
97

Bir değer kaybına uğradığımızda gösterdiğimiz tepkiler farklı olur. Bu kaybedene ve kaybedilene bakışımızla farklılıklar gösterir. Böyle zamanlar “denize düşen yılana sarılır” misali, çare arandığımız günlere dönüşür. Çare arayışı, aynı zamanda kuvvet bulma isteğidir. Çünkü çoğu zaman sorunlarla başa çıkmakta kuvveti kendimizde bulamayız. Bu kuvvet: kimimiz için bir dost elidir, kimimiz için otoriteden gelen bir onaylanış, kimimiz için de ayırt edici fikir veya tesellici edici bir sözdür. Kuvvet veren kişinin verdiği tepki, soruna karşı görüşüne, ve sorunlu olan kişiye yakınlığıyla paralel bir tepkidir. Böyle zamanlarda güzel bir söz, bir şarkıyla duygularımızı dillendirmede veya harekete geçirmede yardım edebilir.

Yıllar önce babamla bir sorun üzerine Ankara’ya yolculuk yapıyorduk. O günlerde Sertap Erener ilk kasetini çıkarmıştı. O çağlayan gibi sesten güzel şarkılar dinliyorduk. Kah neşeleniyor kah hüzünleniyorduk. Babam “Büyü de gel çocuk! Büyü de gel!. Hadi bu yolları büyü de gel” şarkısında duygulanıp gözyaşlarını tutamadı. Ben içinde “Hadi yüreğim ha gayret! Hele sıkı dur hele sabret! Başını eğme dik tut Bu bir rüyaydı farz et!…” sözleri geçen şarkıda.

Para, prestij kaybı; suiistimal, aldatılmak, hor görü, alay edilmek, hayal kırıklığı, yeterince önemsenmemek; suç işlemek, yersiz suçluluk hissetmek; bir yakınımızın kaybı, işimizi kaybetmek; ani bir felaketle yüz yüze gelmek bize acı veren olaylar arasındadır.

Kaybediş karşısında doğal olarak acı çekeriz. Etrafımızdaki insanlar çoğu kez “büyütme, takma kafana” derse de çektiğimiz acı gerçek bir acıdır. Bunu da farklı yollarla yansıtırız. Öfke, nefret, kin, gibi olumsuz duygularla kendimizi besleyebileceğimiz gibi, kişilere, durumlara, bir eyleme,  bir maddeye de bağımlılık geliştirebiliriz. Bazı kişilerse kendine yapay bir güven geliştirerek aşırı hareketlenebilir. Hazza yönelebilir. Düşüncesizce “boş vermişim dünyaya”, “battı gemi yan gider” mantığıyla hareket ederek kayıplarına yeni kayıpları eklemekten geri duramazlar.

Bize acı veren bu durumlar kendi seçimlerimizden kaynaklanabilirse de çoğu kez karşımızdaki kişilerin yanlış tutum ve davranışları yüzünden acı çekeriz.

Bazen birinin boy hedefi haline geliriz. Onlar bizim ya yanlış yaptığımızı düşünürler ya da kıskançlıklarından nişan alırlar ve oklarını savururlar.

İnsanların niyetleri bize acı vermek olmadığı halde kendilerini ve durumları kontrol edemezler ve duygusal kazalara yol açarlar. Bu arabanın freninin patlaması sonucunda kazaya meydan vermesi gibidir.

Bazen sorunları hallederken verdiğimiz mücadelede başkalarına zarar veririz. Aslında eşinden ayrılmak isterken, çocuğun zarar görmesi gibi. Ya da kavga ederken aracıya yumruğun gelmesi gibi. Yolumuzda ilerlerken birilerini geçeriz. Bu da karşımızdaki kişiye ezilmişlik hissi verebilir. Kısaca davranışlarımızda da hatalı sollamalar olabilir.

İyi niyetle kazanmak isterken kaybedebilir ve acı çekeriz. Yatırım olsun diye bir şey alırız, değer kaybedebilir, banka batabilir, yangın çıkabilir. Geleneksel olarak büyükler küçükleri korumak isterken gelişimine zarar verebilir, kişi yeterlilik gösteremez.

Bu örnekler uzayıp gidebilir. Bir sorun ya da kayıp karşısında acı duygular ve onun yansımalarını hissetmek ve bunlara göre davranmak olası bir durumdur. Bütün mesele acıdan bir ders alıp, kendimizi ve başkalarını nasıl özgür bırakacağımızdır. Ya babanın şefkatiyle “Büyü de gel çocuk” diyerek bize borçlu olanları bağışlayacağız, ya da “Hadi yüreğim ha gayret” diyerek dayanma gücü dileyeceğiz.

Seçim size kalmış.

29 Ağustos 2005 Pazartesi Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here