Ana Sayfa YAZILARIM Sanat Yazıları “KALPTEN PARÇALAR” VE AŞKIN DEĞİŞEN ANATOMİSİ

“KALPTEN PARÇALAR” VE AŞKIN DEĞİŞEN ANATOMİSİ

0
112

Bir aşkın gelişimi nedir? Bedenden duyguya mı? Duygudan bedene mi? Ömrü ne kadardır? Ayrılığın seyrettiği bir aşkta aşk acısı ne kadar sürer. Aşk, hormonal değişimlerin geliştirdiği bir şey midir, akıl ve ruh sağlığının hastalıklı bir durumumudur? Benzeri sorular uzayıp gidebilir. Aşk: anlam ve anlamsızlığı birlikte barındıran yaşamımızla iç içe geçmiş başat soru-n-lardan biridir.

Halk hikâyelerinden masallara, edebiyatın baş eserlerinden filmlere kadar konu olan aşklar vardır. Tahir ile Züleyya, Leyla İle mecnun… Anna Karaninna, Madam Bovary, Uğultulu tepeler, rüzgâr gibi geçti…  Pembe dizilerde de (kitap ya da dizi film)aşkın farklı renkleri varsa da mitolojiye konu olmuş aşklar anlatıların içinde farklı bir yere oturur. Bu seyre baktığımızda aşkın değişen ve gelişen yanlarını birlikte görebiliriz.

Masallardaki aşklarda “deli gibi sevme” mutlak bir engelle yüz yüze gelir. Bu genelde kızın ya da erkeğin bir yakınıdır. Kızına va da oğluna adayın layık olup olmadığı çeşitli denemelerden geçer bunu ispata çalışan âşık sonunda kafayı yer. Kavuşma genelde olmaz. Âşıklar yanar tutuşurlar.

Pembe dizi aşklarında ise güzel bir kadınının peşinde adım adım yakışıklı bir adam koşturur. İşin içine biraz entrika intikam girerse de romantik akşam yemekleri geziler ve nihayet düğünle biten son. Bu arada hesaplar nasıl ödendi, kredi kartı borçları faizleri birikti mi? Evlendikten sonra mutlu oldular mı bilinmez.

Mitoloji daha da karmaşık, ‘tanrı’lar sınır tanımaksızın, annesine, kız kardeşine, halasına, teyzesine aşık olur, onların bu ilişkilerine laf söyleyenin, göz dikenin boynu uçurulur.Bu da yetmese savaş ilan ederler milleti millete, ümmeti ümmete kırdırırlarda yine de aşklarından vazgeçmezler. .Bu tanrıların dölleri öylesine bereketlidir ki toprağa saçıldığında menekşeler, laleler biter. Aşkları da kendileri gibi ölümsüz olma çabasındadır.

Geleneksel aşklarda ise kızla-oğlan birbirini sever, anne babalar duruma el koyarak “Allah’ın emri peygamberin kavliyle” kız istenir düğün dernek kurulur ve mutlu sona ulaşılır. Bu arada kız tarafı oğlan tarafı, bohçaya konan mendil için kıyameti koparabilir ortalık savaş meydanına dönebilir, yeni kurulan evlilik bir öncekinin devamı gibi düşünülerek, uzaktan kumandalı federe evliliğe de dönüşebilir.

         Hamdi Koç’un yazdığı Doğan Kitap’tan yayımlanan “Kalpten Parçalar”  adlı kitapta aşk farklı bir dille sorgulanıyor.  İçe dönük muhasebeci Talat ile özgürlüğüne düşkün varlıklı bir ailenin kızı Meltem arasında geçen aşk anlatılıyor. Yazar, kadın ve erkeğin yaşamın neresinde durmak istedikleriyle ilgili günümüze özgü gelgitleri dile getiriyor. Bir kadın evlilikten ne bekler. Anne olmak ne kadar önemli. Kocayı ne kadar değiştirebilir. Yavaş bir erkek yaşamda nasıl hız kazanabilir. Bu hız ve başarı, duyguları besler mi kopuşa mı neden olur? Hamilelik ve bebekle gelen depresyon; erkeğin geri dönüşleri ve umursamazlıkları; ailelerin hamilelik ve bebekle birlikte eve ve evliliğe dahil olması… Kalpten Parçalar, aşkın iki kişilik olup olmadığının sorgulandığı bir kitap.

Aşka bir kadının ve erkeğin farklı bakışı da dile geliyor. Bir erkek için aşk: özel bir şey ve özelinde kalması gereken bir şey . Kadın için ise farklı. Yazar kitapta buna şöyle değiniyor. “ Bir kadın için aşkını saklayamaz. Saklamak istemez. Bir kadın için aşk, yaşamak için değil, konuşulmak içindir de.”  Aşkın paradoksu kim bilir belki de budur.

Bir aşk ilişkisinde bireyler kendi yaşamları içinde ve ilişkilerinde kendilerini nasıl konumlandırabilirler? Sanırım çağcıl aşkların sorunu bu. Bireyin kendini ne kadar tanıdığı aşktaki yerini de belirliyor. Belirliyor belirlemesine de birey için bu soru yaşam boyu yeni ve değişken yanıtlar buluyor. Kitabın bir bölümünde Meltem: “Kendimi daha iyi tanıdığımı sanırdım. Babamın bana hayatta tek bir tembihi vardı: ‘Yalan söyleme’ derdi yalan söyleme yeter. Başkalarına da kendine de yalan söyleme. Yani dürüst ol, demek istiyordu. Hayatımda hiç yalan söylemedim., ama dürüst olmak bu mu, bilmiyorum. Neyin tam doğru olduğunu bilmiyorsan dürüst olabilir misin? İstediğin kadar yalan söyleme. Söylemediğini san. İstediğin kadar doğrusu bu de.”  Diyor. Aşk, yaşam içinde tek kişilik bir savaş haline geldi. Pembe dizilerdeki gibi mutlu son yok. Gücü gücü yetene değil, gücün kendine yeterse kazanç var. Meltem de yaşam içinde bu yolu seçmeye hazırlandı.  Yine de onun için mutlu sonun olup olmadığını bilmiyoruz.

Aşk, tarih boyunca bütün yoğunluğunca insana eşlik etse, yüreğimizi yerinden oynatsa, dengeleri değiştirse de insanın “varoluş” sorunu yine de ilk sırayı meşgul edeceğe benziyor. Bir aşkın içini insan ne kadar doldurabilir? İnsanın kendine bile yabancılaştığı günümüzde aşktan medet ummak ne derece iyidir? Bu soru karşısında dilime bir türkü düşüyor.  “Faydası olmayan bahardan yazdan/ yüce dağ başını kışı makbuldür…”

 

28 Mayıs 2006 Pazar Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here