İyi Yolculuklar

0
108

Yaşamımız, günlük yaşama sıkıştırdığımız işlerden ibaret görülür. Bu işler aynı zamanda ilişkileri de belirler. Çoğu zaman da işten değil, bu ilişkilerden yoruluruz. Her ne kadar yazılı kanunlar, yazılı olmayan gelenekler günlük yaşamın işlerliğini belirlese de insan muğlâk dirençlerle yüz yüzedir. İnsanın hinliği, kıskançlığı, rekabet duygusu, korkuları, beklentileri en önemlisi de bencilliği bu direncin baş nedenidir. Böylece insan kısacık ömründe, kanunların, geleneklerin ve ekonomik şartların getirdiği bir zorunluluklar zincirinde kendi yolculuğunu sürdürmeye çalışır durur.
Eskişehir’li öykü Yazarı Özgür Soylu’nun Evrensel Basın Yayın’da çıkan “İyi Yolculuklar” adlı öykü kitabında; bir olaylardan yola çıkarak kişilerin yaşadığı hüzün, endişe, yüz yüze geldikleri alaycı durumları ve zor şartlar altında gösterdikleri tutumları lirik ve ironik bir dille anlatmış. Günlük konuşma dilinden yararlanarak örülmüş öykülerinde, yöresel parodilerin içinde buluveriyorsunuz kendinizi.
Özgür Soylu’nun öykülerini Adam Öykü, Agora, Eşik Cini, Berfin Bahar, Kum, Damar, Lacivert gibi dergilerde sık sık okuyorduk. Ayrıca derleme bazı öykü kitaplarında da öyküleri yayımlandı. Gerek dergilerde yayımlanan öykülerinde gerekse kitabında yer alan öykülerine baktığımızda, ironik bir anlatımla yüz yüzeyiz. Günlük yaşam içinde bir adım öne çıkma çabamızda yaptığımız ufak tefek oyunları adeta yaşam stratejisini oluştururcasına ciddiye alırız. Oysaki ne kadar da komiktir bu aldım verdim ben seni yendim oyunları. Özgür Soylu öykülerinde, günlük yaşamda görünmeyen ama yaşanan bu oyunların ayrıntılarını açığa çıkarıyor.
İyi yolculuklar kitabını okurken Köy Edebiyatının romanlarıyla, Şükrü Erbaş’ın Köylüleri niçin öldürmeliyiz” şiiri arasında bir yerlerde kalmış gibi hissettim kendimi. Köy edebiyatımızın örnekleri sınıfsal farklılığı vurgulayan eserlerle doludur. Olaylarında ardında ezen ve ezilen taraflar bellidir. İyi ve kötü çok açık ve nettir. Ezilen taraf ya sömürülmüş ya da kandırılmıştır. Özgür soylu öykülerinde böyle bir ayırıma gitmeksizin sıradan insanın günlük yaşam içindeki çatışmalar karşısındaki tutumlarını dile getiriyor. Kaldırımlar öyküsünde, amelelerin bir işi almak için nasıl yarışa girdiğini, oysa bu kavgaya katılmayıp da sessiz kalan bir işçinin işi nasıl aldığı anlatılıyor. İyi Yolculuklar dilerim öyküsünde ise eşini kaybetmiş bir kadının iç monoloğunu görüyoruz. Aileden birinin yitimi genelde kurulmuş düzeni de beraberinde götürür. Böylece birinin kaybının ardındaki üzüntüye, öfke eşlik eder. Hele bir de aile fertleriyle ilgili beklentiler de yerine gelmezse hayırsız evlat, haşarı torunlar çoğalırsa hayal kırıklığı da baş edilmesi gereken başka bir sabır noktasına taşır sizi.
Kitapta yer alan öykülerin çoğunda hüzünle gülmece arasında gidip gelen ayrıntılar var. Bu nedenle Kitaba “İyi Yolculuklar” adının verilmesi hüzünsel bir ironiyi kapsıyor. Yaşam yolculuğumuzda da bu türden öykülerde hepimiz kendi yaşamlarımızın izlerini bulabiliriz. Kimi yolun sonunu önemser hedeflere giden yolda her şeyi mubah sayar, kimi için son yoktur yolculuğun kendini önemser. Kimi için yol arkadaşlığı önemlidir, kimi için yolun kendisi. Durum ve tutum her ne olursa olsun. “son” hep aynıdır.

“Cümleten geçmiş olsun!”

zehra çam

7 Mart 2007 Çarşamba Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here