“İstanbul’un Son Nişan Taşları” M. Şinasi Acar

0
81

İnsan yaptığı her işten hikmet çıkarma çabasına girer. Farklı bakış açılarından yola çıkarak, aklın yolu birdir dediğimiz sonuçlara ulaşılır ve benzeri çıkarımlar oluşur. Bunlar bazen mesleki düsturlar olabileceği gibi, yaşamla ilgili insan davranışları ya da toplumsal ilişkileri yorumlayan sözler olur. İnsan iyiyi ve kötüyü bir arada yaşadığı için, iyi şeyden de kötü şeyden de bir şeyler öğreniyor.

Savaşlar ve savaşma sanatları insanların yüzyıllardır akıl yorduğu bir alan. Eski dönemlerde, özellikle ateşli silahların bulunuşundan önce, savaşma sanatı bir yiğitlik ve cengaverlik göstergesi sayılırdı.. Ne zaman ki ateşli silhlar bulundu savaşmanın da yüzü değişti. Bu nedenle “Tüfek icat oldu, Mertlik Bozuldu” sözü dilimize yerleşti.

  1. Şinasi Acar’ın Arkeoloji ve Sanat Yayınlarından çıkan “İstanbul’un Son Nişan Taşları” adlı kitapta Türklerde ve Osmanlıda ok ve yayın kullanımına ilişkin sosyal ve teknik bilgilere yer verilmiş. “Osmanlı Yay ve Okları” bölümünde yer alan  “Türklerde Okçuluğun Önemi” makalesinde, okçuluğun önemi ve sosyal yaşam içindeki yerine dikkat çekilmiş. Tüfeğin icat olmasına rağmen Türklerde okçuluk eski önemini korumaya devam etmiş. Bu alanda sosyal bir düstur da oluşturulmuş. Kitapta yer alan bilgilere göre: “Değişik sınıftan kişilerin hiçbir ayırımcılık gözetilmeden eşit koşullarda bir araya gelebildiği, ayrıcalıklı bir kurum oluşturmuş”  Ustalığın önemli sayıldığı bir alanda sultan ya da vezir olmak değil, başarı itibara konu olmuş ve kendi geleneğini oluşturmuş. Kitapta bu konuya şöyle yer verilmiş.  ”Daha önce dikilmiş bir nişan taşını aşarak ondan daha uzağa atarak rekor kırmaya menzil almak ya da menzil bozmak denir… Bunun arkasından okun saplandığı yer biraz kazılıp çakıl doldurularak işaretlenir ve altı ay içinde taşı dikilirdi Taşın bir ziyafetle diktirilmesi ve bu törende rekor sahibinin, olanakları ölçüsünde hediyeler dağıtması gelenektir”
  2. Şinasi Acar, kitapta okçulukla ilgili malzeme ve nişan taşları matematiksel olarak da yorumlamış. Bu yönüyle eser, aynı zamanda bir kaynak eser niteliği kazanmış. Bu alanla birlikte yaylara yazılan sözler daha da dikkatimi çekti. “Yay gibi eğri olursan elde tutarlar seni, Ok gibi doğru olursan yabana atarlar seni”, “Yay gibi eğri olursan elde kalırsın, Ok gibi doğru olursan menzil alırsın”, “Eğriyi yay gibi âgûşa(göğse) basarlar, Doğruyu ok gibi yabana atarlar”, “Doğru olsan ok gibi, elden atarlar seni, Eğri olsan yay gibi, elde tutarlar seni” İnsanın hikmet elde çabasının ürünü olan bu sözler, insanların yaşadıklarını bir öğrenme alanı olarak gördüğün de işareti sayılabilir.

M Şinasi Acar çalışmalarıyla, ok meydanı ve dışındaki Nişan Taşlarının yerlerini titizlikle saptamış. Ancak gerek Ok meydanının bugün geldiği noktaya, gerekse de Nişan Taşlarının durumlarına baktığımızda geçmişteki kültürel değerlerin korunmadığını hatta isteyerek ve hoyratça yok edildiğini görüyoruz. Bir kez daha anlaşılıyor ki toplumsal hafızamızı yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz(!)

Günümüzde de okçuluk bir spor dalı olarak yapılmaya devam ediliyor. Ancak yapılan hiçbir işte kurumlar arası işbirliği yok. Kültürel değerleri korumak başka bir kurumun işi, sporu geliştirmek başka bir kurumun işi. Bu durumda hiçbir kurum ve disiplin hangi şeyin kendine miras bırakıldığına dikkat bile edemiyor.

“Tüfek İcat Oldu”  mertlik bozuldu. Bugünkü av-nişan ve savaş alanları centilmenlik içermiyor bunu biliyoruz. Ama hiç değilse kültürel varlıkların korunmasında daha dikkatli davranılabilir. M. Şinasi Acar’ın bu çalışmasının bu konularda işaret edici yanının önemsenmesi bu türden çalışmaların çoğalması dileğiyle…