İSTANBUL VE OKULLARIN ALINIŞI

0
94

 

Milli duygulara sahip öğretmen heyecanla İstanbul’un alınışını anlatmaktadır. Ders sırasında arkada oturan bir öğrencinin dersi dinlemediğini fark ederek kızar.

-Söyle bakayım İstanbul’u kim aldı?

-Vallahi ben almadım öğretmenim!

Durum öğretmeni çok sinirlendirir. Tam söylenmeye başlayacağı sırada zil çalar. Öğretmenimiz, öğretmenler odasına gittiğinde başka bir öğretmene dert yanmak ister.

-Arkadaş biliyorsun buraya yeni atandım. Bu okulun öğrencileri bir garip. Dersi dinlemiyorlar. Biraz önce İstanbul’u kim aldı diye sorduğumda, haytanın biri: “Vallahi ben almadım öğretmenim!” dedi.

Öğretmen: “Zamane çocukları bunlar alırlar alırlar almadım derler” der.

Duruma iyice içerleyen öğretmen soluğu okul müdüründe alır.

-Sayın Müdür Beyim: ben nasıl bir okulda çalışıyorum. Doğru dürüst öğretim veremiyorum diyerek öğrenci ve öğretmenle arasında geçen konuşmayı aktarır.

Okul Müdürü: “Bak şunlara hele! Öyle şey mi olurmuş! Ben hemen bir soruşturma başlatırım, İstanbul’u kimin alıp almadığını anlarız” der.

Öğretmen iyice kızmıştır. Durumu milli eğitim müdürlüğüne iletmeye karar verir. Bir dilekçeyle başvurarak durumu bildirir. Birkaç gün içinde milli eğitim müdürlüğünden cevap gelir. Gelen yazıda: “ilgili dilekçeniz bakanlığımıza iletilmiş olup İstanbul’un alınıp alınmayacağı bildirilecektir. Bilgilerinize rica ederim” yazar.

Öğretmen umutsuzdur. Aylar sonra bir gün bakanlıktan bir mektup gelir. Merakla

açar. Mektupta: “Ödenek yokluğundan İstanbul’u biz de bu yıl alamadık. Durum gelecek yıl bütçe görüşmelerinde değerlendirilecektir.” der.

Belirtilen yılda İstanbul’un alınıp alınmadığını ben de öğrenemedim. Ancak eğitim kurumlarımızın hala ödenek yokluğu çektiği bilinmektedir. Bu yokluk ise “Merhamet Toplumları” na has davranışlarla ve giderek yozlaşarak telafi edilmektedir. Okulların pek çok ihtiyacı, okul aile birlikleri ve koruma derneklerince, her yıl alınmasının yasak olduğu bildirilen kayıt paralarınca karşılanıyor. Yıl içinde yapılan, öğrencilerin alınmadığı, yemekli eğlenceleri ve yıl sonu panayırlarıyla eğitim giderleri karşılanmaya çalışılıyor. Yılsonu panayırlarında öğrenciler ve özellikle anneler, büyük çabalar gösterip yaptıkları elişleri ve çeşitli yemekleri satışa çıkarıp “çam sakızı çoban armağanı” ve ya “çorbaya tuz atma” yarışına giriyorlar

Çocukluğumuzda müsamere törenlerini anımsadığımda özellikle bu yemekli toplantılardan üzüntü duyuyorum. Çünkü bu eğlenceler sözüm ona eğitime katkı için yapılıyor, ancak çocuklar dahil edilmiyor. Davetiyelerde, ‘davetiyeler iki kişilik olup, çocuk getirilmemesi rica olunur’ önemli bir not da  bulunuyor..

Heyecanlı öğretmenimiz,  akşam yemeklerine veya panayırlara uğradığında İstanbul’u kimin aldığını sordu mu görmedim. Ancak devlet mi büyük olmalı, bireyler mi sorusunun üstünün çizildiği, AB sürecinde İstanbul’u kimin alacağı hala büyük bir soru.

21 Eylül 2005 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here