I.KÖPRÜBAŞI ŞİİR AKŞAMI “ŞEHİR VE ŞAİR”

0
110

Kentimizde edebiyat etkinlikleri çoğaldı. Gerek çeşitli kutlamaların içinde gerekse de edebiyat başlığı içersinde lokal etkinlikler yapılıyor. Bir okur-yazar olarak bu gelişmeyi sevindirici buluyorum. Genelde sanat, özelde edebiyatın izleyicisi az. Hele şiirin daha da az. Bu nedenle öykü- şiir gibi lokal konularda çalışmalar yapılması, hala bir gönül işi olarak devam ediyor.

Tepebaşı Belediyesi’nin bu yıl ilkini gerçekleştirdiği 1. Köprübaşı Şiir Akşamı programı “Şehir ve Şair” başlığı altında idi. Tepebaşı Belediyesi’nin geçen yıl yaptığı edebiyat günlerinin teması:“Yol ve Yolculuk” idi. Şiirimizin temalar içersinde incelenerek seyrinin sunulması, yapılanları gözden geçirmek, değişimi ve gelişimini izlemek açısından yararlı sonuçlar açığa çıkarıyor. Ahmet Murat, Ali Ural, Ayşe Sevim, Birhan Keskin, Ömer Erdem ve Turgay Nar’ın katıldığı “Şehir ve Şair” konulu panelde, hem şairlerin kendi dünyalarındaki şehir imgesinin karşılıklarını görme, hem de şiirimizde şehri konu etmiş şairlerimizi bir arada bilme olanağı bulduk. İstanbul Şiirlerini Yahya Kemalsiz, Bursa’yı Ahmet Hamdi Tanpınarsız düşünebilir miyiz? Adını not edemediğim bir şair “Şair şehrin efendisidir ama şehrin bundan haberi yoktur” demiş. Bu etkinlikte de böyle oldu. Adına “Köprübaşı Şiir Akşamı” deyip de Eskişehirli bir şairi olmadan işi savuşturmak yakışık kalmadı.

Ben yine de panele dönmek istiyorum. Konuşmacıların da belirttiği gibi şairlerin yaşadığı coğrafya ilham kaynakları arasındadır. Ancak zaman içinde bu ilham kendini romantik bir bağdan koparıp daha içsel ve kirlenen, sevgiden öfke ve şikayete uzanan bir seyir olmuştur. Ne Yaşar Kemal’in Torosları gibi bir bağlılık, ne Karacaoğlan’ın Çukurovası şairlerin düş ve düşüncelerinde yer almıyor artık. Yaşanan coğrafya insanla doğanın ve insanla insanın barışın hüküm sürdüğü bir yaşam alanı olmaktan çok, bizi boğan, öfkelendiren, hatta bizi yutmaya çalışan bir dehliz gibi. Şehir bu açıdan bir şair için ilham kaynağı olmaya devam etmekle birlikte,  bir an önce kendi gurbetimize çekilmek istediğimiz bir alana dönüştü. Çok değil yüzyılımızın çeyrek yarısından sonraki şiirlere baktığımızda şehirde geçmesine rağmen, sucular, kamyon şoförleri, postacılar, Fahriye Abla, Süleyman Efendi, Kalamış, körfez, sahil, boğaz, Ulu Cami, Toroslar şiirlerde isim olarak yer  alırken, günümüz şiirlerinde ise zaman ve mekan belirsiz hale gelmiştir.

Şehir Böyle olmakla birlikte insanı bilgi de büyüten bir yerdir. Yeni arayışlarının umudun arandığı yerdir. Bu nedenle akın akın göç ederiz. Şehir yaşamı aynı zamanda insanın doğaya ve yazgısıyla mücadele ettiği bir yerdir. Ayşe Sevim konuşmasında: “Şehirlerin ilk kurulduğu dönemlerde insanların önce mezarlıkları şehir dışına kaldırmak ya da duvarlarını yükseltmekle işe başladıklarını” belirtti. İnsan, doğayla olan mücadelesinde en çok “ölüm” yazgısına karşı koymaktadır. Geride bir eser bırakmak istememiz, adımızın bizden sonra kalmasını arzu etmemiz hep ölüme karşı duyduğumuz öfkeden ileri geliyor. Çünkü insanın yüreğinde sonsuz yaşama arzusu vardır. Ancak yaşam bunun karşılığını doyurur durumda değildir.

Şehir yaşamının bilgilendirici yanlarından en önemlisi “öteki” duygusunu kavramaktan geçer. Şehir “öteki” ni anlayışımıza sunar. Biz bize benzemeyen insanların da değerli olduğunu kent kültüründe tanırız. Ömer Erdem yurt dışında yaşadığı iki anısına değindi. Bunlardan birinde yabancı bir memlekette hissettiği aitlik duygusuydu.(Tramvay bozulduğunda penceresinden uzanıp yol kenarındaki dut ağacından dut koparması.) Bu tam bize göre.(!) Bir diğerinde ise yaralı bir kuş için yapılan düzenlemeye değinerek  ‘iyi’ değerinin yalnızca ”bizimkiler” de değil, ötekilerde de olduğunun kavranmasıydı. Bu örneklemeyle: “İyi değerler yalnızca muhafazakârlarda değil, diğerlerinde de var”  dedi.

Şehir yaşamını ister sevelim ister sevmeyelim, içinde bulunduğumuz dünya, yalnız şehirleri değil, köyleri de sürgün etti. İnsanın insana, insanın doğaya yabancılaşmasının sonucunda, zaman: yalnız şehre ve şiire değil, insana yazık ediyor. Yine de bu kent, bu yaşam bizim. Acıları acılarımız, sevinçleri sevincimizdir.

18 Haziran 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here