“Harfler Ve Notalar” Hasan Ali Toptaş

0
91

Yeni tanıştığım pek çok kişinin öncelikle kitaplığını merak ederim. Okuduğu kitaplardan onun tanıyabileceğimi düşünerek bazen de bunu bir hinliğe dönüştürürüm. Özellikle yazan dostlarım için bu daha da geçerlidir. Ancak onlar için gerekçem, onları tanımaktan daha çok birikimlerine yakın olmaktır. Çünkü kitaplıkların izleği vardır. Bir yolun yapıtaşlarını içinde barındırır. Sadece bir gezinti değil, bir serüven gibidir orada gezinmek. Okumaya çalıştığınız kişinin Şamanlığının nereden geldiğini sezmeye çalışırsınız. Yazarların, olayların, kahramanların izdüşümlerine rastlamaya çalışırsınız. Bazı kitaplar ise bu kütüphanenin kendisidir. Tıpkı Hasan Ali Toptaş’ın “Harfler ve Notalar” kitabı gibi.

Harfler ve notalar kitabı, yazarın denemelerinden oluşan bir kitap. Diğer metinleri nasıl okuduğunu ve kendi metinlerini nasıl yazdığına ilişkin ipuçları taşıyor. Kitap için “alçak sesli denemeler” adı verilmiş.Dünya edebiyatına Montaigne’nin kazandırdığı denemeye

“kalem tecrübesi” de denir. Yazarın kendi belirlediği bir konuda düşüncelerini içeren ancak kesin yargılardan da kaçan bir yazı türüdür. Deneme, bir anlatı örgüsünde dillendirilir. Yazar konuşma havası içinde düşüncelerini sunarken okuyucuna fark etmeksizin bazı önermelerde de bulunur.

Hasan Ali Toptaş Harfler ve Notalar adlı kitabında da kendi okuduğu kitapları sıralarken okuyucu öykü ve roman sanatı hakkında hangi kitapları okursa iyi olabileceğine ilişkin ipuçları veriyor. Aslında okuyucu için bir anlatma çabası içinde görmüyoruz yazarı. Giriş yazısında “Sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım. Başka bir ifadeyle, senin için yazmakla sana ve edebiyata en  büyük kötülüğü edeceğimden korkarım”, ”başka bir yerde de “ Doğrusu, hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim, Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum çünkü.” diyor.  Şüphesiz ki bir eser içi değer,  okuyucusu için yazılmış olursa sipariş edebiyatı olur ki bunun birçok örneğini birbirinin aynı olan dizilerde ve kitaplarda görmek mümkün. Ancak bir yazarın kendi dilini ve üslubunu bulabilmesi zaman alır. Etkilendiği yazarlar olabilir, ancak onun gibi yazarsa bir değeri olmaz. Hasan Ali Toptaş önceleri Bekir Yıldız hayranı olduğunu ve onun gibi yazdığını kabul ediyor. Bekir Yıldız ona “Beni artık Okuma” uyarısında bulunuyor. Bu uyarıya kulak verdiğini Hasan Ali Toptaş’ın başarılarından anlayabiliriz. Zira son yıllarda arka arkaya ödüller alarak, bir dil ustası olduğunu sergiledi. Adı Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Kafka gibi yazarlarla birlikte anılıyor. ,

Denemelerine ya da kitaplığında kimler yok ki. Çocukluğunda ilk okuduğu kitap “Konuşan Katır” la başladığı yolculuğuna, Kemalettin Tuğcu, Bekir Yıldız,Oğuz Atay, Yusuf Atılgan’ın yanı sıra, Walter Benjamin, Montaigne, Borges, Marquez, Kafka, Gogol, Çehov,…” u  alıyor ve oradan Hüseyin Ferhad’la birlikte doğuya İmr’ül Kays, John Conford, Sultan Galiyev, Lebid, Ehmedê Xanîi, Yulug Tigin ve Puşkin’e  uzanıyor. Milan kundera, Adorno, Pavese, Proust, Beckett, Celine, Musil’i okumaları içinde ayrı tutuyor. Birçok yazara ait unutamadığım daha birçok cümle var aklımda diyor. Ardından Fikret Bila’nın bir yazısında Sırbistanlı bir çocuğun “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” ve Sadri Alışık’ın filminde “Sokak köpeklerine selam vermek adam olmaya çeyrek var demektir” sözlerine dikkat çekiyor.

Böylece bir yazarın okumasının, salt düşünsel bir araştırma ve yığın bilgisi olmadığına tanıklık ediyoruz. Yazar yaşam içinde her zaman “hayatın kutsallığına” inanan vicdana göre yaşayan biridir. Onları bazen anlaşılmaz kılan karakterlere baktığımızda çoğu kez yaşamın içinde eriyip giden yaşamların gölgelerine rastlarız. Garipsediğimiz bu kahramanlar çoğu kez bir yabancılaşmanın getirdiği yükleri taşımaktan yorgundurlar. Yazar onlarla birlikte hayatın içindeki kayboluşların sancısını bir kez daha çeker. Yazarın başarısı burada bir olayı ya da kahramanın yaşamını dillendirmek ya da bu acıyı hissetmesi değildir sadece. Onu kendi dili ve kurgusuyla yeniden yaratması ve gerçekliğini oluşturmasıdır.  Hasan Ali Toptaş bu konuda “ Sokaklarda gördüğümüz olayları, karı-koca kavgalarını, bir adamın işsiz kalışını, adliye koridorlarında tanık olduğumuz acılı yüzleri ya da hayatın çeşitli köşelerinde işlenen cinayetleri birer öykü sanmak, “Hayatım roman” anlayışıyla aynı şeydir.” diyor. Hele ki çoğu kez okumayan yazarlarımızı tanıdıktan sonra yazarlığın,  yalnızca bir aktarma ve yansıtma işi olmadığını biliyoruz.

Bu nedenle bazen bir yazarın eserlerini okumak kadar okuduğu kitapları da okumak, hem yazarla ilgili hem de o sanatla ilgili bir kütüphane serer önümüze. Tıpkı “Harfler ve Notalar” kitabında olduğu gibi.

 

zehra çam

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here