GURUR VE ONUR

0
177

İnsanda bulunan bazı nitelikler taban tabana zıtlıklar içerebilir. Sevgi ve nefret; iyilik kötülük; alçakgönüllülük, gurur gibi. Bazı şeyler de aynı yapı taşlarından oluşmasına rağmen bu kavramların kapsadığı şeyler birbirinden farklıdır. Aşk ve sevgi; onurlu-gururlu olmak. vb.

Gurur: Bir kimsenin yeteneği, güzelliği, mevkisi ve başkaca sahip olduğu şeyler için hissettiği mantıksız bir duygudur. Küstahlık, tepeden bakma, çalım (s)atmak, böbürlenmek, kurumlanmak, kasılmak biçiminde davranışlara dönüşür. Suçu gelin etmişler de kimse almamış. Hiç kimse: “Aaa ben böyle şeyler yapmam” diyebilir. Gurur: insan olmanın küçüklüğünü mayalayan en kötü niteliktir. Hepimizde az ya da çok gurur vardır. Başkalarıyla iletişim ve ilişkilerdeki tepkiler, gururlu olup olmadığımıza ilişkin ipuçları verir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralanabilir.

Alınganlık: Bir sözün, bir işin, bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak incinmek ya da öfkelenmektir. Alıngan kişi kendinin yeterince sevilmediğine inanır. Oysaki tüm ilişkilerimizde aklı devre dışı bırakmaksızın, her insanın kabul etme-reddetme haklarını gözetirsek, çevremizdeki insanlara onur vermek, yapılanlara beğenilerimizi kolayca ifade etmek, alınganlığın önüne geçebilir. Bu tür insanlar çocuklar gibi her şeyin kendi aleyhinde olduğunu ya da yaptıkları her şeyin olağanüstü değeri olduğunu sanarak benmerkezci kişilik sergilerler. Oysaki sağduyulu davranarak, yapabildiklerimiz-yapamadıklarımızla gereğinden fazla ilgilenmeyip, başkalarıyla kendimizi kıyaslamaktan ve yarışmaktan vazgeçmek bizi sakin tutacaktır.

Öfke: Olur olmaz şeye çabuk öfkelenip parlamak da gururun bir belirtisidir. Anlayışımızı çoğu kez acele etmek engeller. Hâlbuki karşımızdakini anlayarak dinlesek; karşımızdakinin bakış açısını yakalasak; olup bitenden neden ve nasıl etkilendiğini hesaba katsak hak vereceğiz. Öfke çoğu kez: beklentilerimizden doğan, çabuk hükümdür.

Başkalarının hatalarını söylemeye eğilimli olmak gururun başka bir belirtisidir. Günlük konuşmalar sırasında başkalarının hatalarından yola çıkarak bir sorunu dile getirme, aslında bir övünme biçimidir. Böbürlenmektir. Bazen bunu sanki karşımızdakinin iyiliğini düşünüyormuşuz da onun için diyormuşuz havasına da gireriz. “O sana layık değil; bak o böyle yapıyor ama ben ondan daha akıllıyım ve becerikliyim onun yerine beni tercih et, onu alma beni al” mesajını içerir.

Affetme zorluğu çekmek: İnsanlar birbirini bilerek ya da bilmeyerek kırabilir. Haksızlığa uğrayabilir, birinin boy hedefi haline de gelebilir. Eğer başkalarının bize yaptıklarını dava haline geldiğinde çözüm aramaksızın, küskünlük besleyip uzaklaşıyorsak bizi affetmekle ilgili zorluğa götürür. Haklılığımıza inandığımız bir konuyu dava haline getirebiliriz. Durum yargılandığında;  kişi hatasını kabul edip, itirafta bulunup özür dilemiş ve bedelini ödemişse öfkemizi serbest bırakmamız gerekir. İnsanlar hatalı da olsa yaşam hakkına sahiptir. Ancak hem davacı, hem yargıç olmaya kalkarsak kendi kendimize zarar vermiş oluruz. Bu etik değildir.

Kıyaslamak: Kendini veya başkalarını, kendinle ve başkalarıyla kıyaslamak. “Ben farklıyım” düşüncesi üzerinde gereğinden fazla düşünüp “Ben üstünüm” demekten uzak durmalıyız. Kıyaslama kişisel değerlerimizin farkına varmayı özsaygı gelişmesine engel bir duygudur. Her insanın kendine göre bilgi ve becerisi ve bunu gösterebildiği alanlar farklıdır. Toplumsal yaşamda her türden işin yapılmasına gereksinim vardır. Kişiliklerimiz de öyle. Sakin düşünen insanları atik insanlar harekete geçirebilir; neşeli insanlar içedönükleri teselli edebilir; düşünmeden hareket edenleri mantıklı ve sağduyulu insanlar dengeye getirebilir. Birinin yaptığı bir şey, diğerinin yap(a)madığı bir iş olduğundan yaşamın akışı hızlanır. Yeter ki birbirimizin özelliklerini anlayıp diğerinin yararına olacak şekilde kullanalım.

Bütün bunlar doğal olarak kişisel onurumuzu korumak adına bir şeyler yapmayacağımız anlamına gelmez. Evrensel etik kurallarına uymak, kişilerin özsaygısını korurken, başkalarına zarar vermeyi önler. Bunu başarabilmek de diğerkâm(altruist, özgeci) bir sevgi beslemekle mümkündür. Ya değilse: dilimiz pabuç kadar, burnumuz minare kadar uzar gider fark edemeyiz.

 

 

 

 

6 Temmuz 2005 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here