Ana Sayfa YAZILARIM Sanat Yazıları GELENEKÇİLİĞİN YENİ HALİ

GELENEKÇİLİĞİN YENİ HALİ

0
113

İnsan her zaman çatallaşan yolların birini seçmeye zorlanır. Sonra seçimlerimiz kırçıllanır. Kabuğumuz bize dar gelmeye başlar ve yeni yollar ve yenilikler ararız. Gelenek ve yenilik arasındaki bağ da böyle bir şey.  Bir konuda seçim yapılmaya çalışırken, gelenek modası geçmiş, ihtiyacı karşılamayan köhne bir araç durumuna getirilirken, yenilik çoğu zaman bir özenç ve kolaylık olarak değil, tehdit gibi algılanarak, şeytan icadı olarak görülür.

Geçmişe baktığımızda geleneklerin çoğunun üretim tüketim ilişkilerinde belirleyici bir rol oynadığını hatta toplumsal ahlak ve hukuk yarattığını görürüz. Yöresel farklılıklar sadece yenilen yemeklerin, düğün adetlerinin ya da giyilen kıyafetlerin farklılığı değil o topluluğun yaşam karşısındaki duruşunu da belirlerdi. Her ne kadar inanç noktasında korkuya dayalı ritüeller gelişmişse de, insanın eşyaya hâkimiyetiyle bu korkular bir bir yenilmiş ve o ritüeller yerlerini bilgiye ve aydınlığa bırakmıştır. Böyle olmadığı yerlerde az sayıda gruplar modern toplumların arasında “tip” durumlar olarak yaşamlarını sürdürmekteler.

Toplumların gelişmesi ve geleneklerin değişmesinde başka bir deyişle üretim tüketim ilişkilerinin değişmesinde her çağın getirdiği yenilik olmakla birlikte Sanayi Devrimi bu konuda önemli değişikliklere yol açmıştır. Gelenekler adeta işlevselliğini yavaş yavaş yitirerek anlam değişimine uğramıştır. Gelenekler yaşamı belirleyen etken olmak durumundan çıkıp bir “ gösterge” ye dönüştürülmüştür. Gelenekçilik, yeni olana, özellikle küreselleşme karşıtlığında bir malzeme olarak kullanılmış ve yaşam içinde belirleyen olmaktan çıkıp, savunma aracına da dönmüştür.

Gelenekler, toplumların ulusal kimliklerini ortaya koymak için bir araya gelinip yeni ritüeller ortaya çıkarmıştır. Günümüzde ise durum bundan uzaktır. İskoçların sembolü sayılan erkeklerin kısa etek giymeleri, yaratılmış bir durumdur. 18 yyda İngiliz Sanayici Thomas Rawlinson  işçilerin daha rahat edebileceğini düşünerek yaygınlaştırmıştır. Buradaki amaç köylülerin giydiği bu kıyafetin güzelliğini sürdürmek değil, fabrikada da, kendilerini rahat hissedebileceği düşüncesi yaratarak gönüllü fabrika işçileri ortaya çıkarmaktı.

Hindistan’daki Hintli askerlerle İngiliz askerleri Batı tipinde üniformalar giyerken 19 yy.dan sonra sömürge durumları bitmemesine rağmen Hint askerlerine yerel üniformalar giydirilmiştir. Böylece “sahiplik ve efendilik” tescil edilmiştir.

 

Geleneklerin yaşamımızda yer etmelerinin nedeni tekrarlanmalarından kaynaklanıyor. Oysaki günümüzdeki tekrarlar, sistematik ve zaaflar oluşturan alışkanlık ve bağımlılıklar yaratıyor. Bu nedenle geçmişe ya da geleneklere olan bağlılığımız duygusal bir nostalji           alanı haline gliyor. Üretim tüketim ya da neden sonuç ilişkisine göre sürdürülmüyor. Nostalji ya da geleneklerin bugünkü sürdürülme hali; ahlak, etik ya da hukuka dayalı şeylerin sürdürülmesinden, bir itiraz noktasına taşınarak öz savunma ya da öç alma noktasına da taşınabiliyor.

Ülkemizde de folklor ekiplerinin kurulması Köy Enstitülerinin bir girişimi olarak ortaya çıktı. Bundaki amaç, kültürel değerleri ortaya çıkarmak bölgelerin ve yörelerin birbirlerini tanımalarıydı. Anadolu’nun kültürel yapısı orijinaline uygun olabilecek kurgularla sergilendi. Bunda sözlü kültürümüzün zengin olduğu kadar yazılı kültürümüzün yaygın olmayışının da bu derlemelerde etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü o dönem Halk Türkülerimizin de en çok derlendiği ve notaya aktarıldığı bir zamandır. Bu zenginlik açığa çıkarılırken bunun bir değer olarak aktarıldığını, ulusal platformda siyasi ayrıcalık unsuru olarak kullanılmadığını görüyoruz.

Geleneğe bağlılık, bugün ulusalcılığı savunanlar ya da etnik görüşlerini kabul ettirmek isteyen insanlar için de bir malzeme olarak kullanılmaktadır. Çünkü Eşyanın kullanımın değiştiği bir zamanda istenen şey, o eşyayı farklı kullanabilmek değil, bizatihi ona sahip olmaktır. Bu nedenle iktidarlar, sanattan siyaset söylemine kadar geçmişe bağlılığı bir kültür zenginliğinden çok, güç oyalayıcısı olarak görmektedir.

Tüm bu kavram ve durum karmaşası içinde sıkışıp kalan birey:  tarihi ve gelişen değerleri, neden sonuç ilişkisine göre değerlendiremediğinden,.  “Biz eskiden eskiden su içerdik testiden” övünmesi ile “Hadi gel köyümüze geri dönelim” in pişmanlığı arasında gidip geliyor…          GELENEK

13 Eylül 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here