Ana Sayfa YAZILARIM Denemeler FORTUNA’NIN FIRTINASI

FORTUNA’NIN FIRTINASI

0
209

Çocukluğumda Nasip adlı şans oyunu vardı. Oyun çoğunlukla küçük yaşta bir erkek çocuğu tarafından sokak aralarında dolaşarak satılırdı. Satıcı: “Şans! Talih! Kader! Kısmet! Şans! Talih! Kader! Kısmet!” diye bağırır, kısa zamanda beş on çocuk etrafını doldururduk. Aynı oyunu bakkallarda da bulmak mümkündü. Küçük bir kutunun içinde hediyeler ve oyunun çekilişinin yapıldığı karton vardı. Kartonda yirmi beş otuz küçük yuvarlak delik altlarında ise parlak jelâtin kâğıtları olurdu. Kazı kazan gibi bu yuvarlaklar kazınır altlarından çıkan numaralara göre hediyeler dağıtılırdı. Tabii pek çok yuvarlak boştu. Hediyelerin en büyüğü plastikten bir oyuncak, misket ya da balondu. Şeker ve çikolata da hatırı sayılır hediyelerdendi. Kazıdığımız yer boş ise amorti olarak kâğıt gofret verilirdi. Sadece küçük bir parça. Yediğinle yuttuğun bir olur, tadı damağına değmeden biterdi. Aman aman da bir tadı yoktu zaten. Herkes gönlündeki bir hediyeyi ümit ederek yuvarlakları kazırdı. Kimi misket kimi balon için. Ben en çok çikolata çıksın isterdim. Harçlık bizlere özel zamanlarda ve az verildiğinden sermayemiz bu büyük şeyleri almaya yetmezdi. Mahalleden geçen çerçilerden naylon terlik eskisi ve döşeklerden (ç)aldığımız yün parçalarıyla, kırık leblebi ve keçiboynuzu ya da leblebi tozu alırdık. Bakkallarda satılan leblebi tozları ve sütlü şekerler nispeten ulaşılabilirdi. Ancak çikolata hele gazoz almak büyük meseleydi. Bende çikolata çıkar ümidiyle bu Nasip kazı kazan oyununu oynar, sonunda da gofretle yetinmek zorunda kalırdım.

Annem bunu duyar duymaz kızar.-Keşkeler keşk[1] yağsa bir topak da bize düşer,

-Gökten paldum[2] yağsa boğazımıza geçmez kızım! Harabatlık etme bakiyim!..

Bu sitemle karışık tembihi çimdikle biterdi. Bende keşk nedir, paldum nedir onu bilmez gene de yağarsa belki ben alabilirim düşüncesiyle sık sık gökyüzüne bakardım. Özellikle yağmur ve kar zamanlarında. Annem böyle şeylerin kumar olduğunu, günah olduğunu da demeden duramazdı.

-Amman evladım kötünün biride bir, bini de birdir. Şimdi birini yapmazsan sonrada binini yapmazsın; bunu söylemek vazifem.

Bu oyun hala var mı bilemiyorum. Ancak markası nasip değilse de bu oyunlar hiç bitmedi. Bir telefonla beyaz eşyalarınızı tamamlayabilirsiniz! Tatile çıkabilirsiniz! Araba ya da milyonların sahibi olabilirsiniz. Yeter ki biraz yalvarın. On rakamlı özel telefon hatları ya da büyük kuruluşları arayın bitsin bu iş. Kazı kazan ya da kazıklan, atlar, toplar, çarklar, zarlar, kuponlar, biletler, deterjanlar, yağ ambalajlarının kulakçık ve kapakçıkları, sözüm ona TV ki (b)ilgisiz bilgi yarışmalarındaki şifresiz şifreler… biçilmiş kaptan.

Hep çocukça sermayemizin yetmediği çikolata tadındaki hayallerimizin büyük pazarı. Kağıt gofretlerin sası tadındaki hayal kırıklıklarımız içinse teselli belli: “Yarışmamıza katıldığınız için çok çok çoook teşekkür ederiz efendim. Umarım Hoşça vakit geçirdiniz.  Şansınız devam edecek. Bizi her zaman arayabilirsiniz. Bay bay diyerek, kocaman kocaman öpüyorum. Puccck! Puccck! Füühhhtt…”

-Tabiii efendim ne demek! Birazcık yardım etseydiniz olcekti. Bu konudaki en önemli devrim de Memedali tarafından yapılarak melekli programlarda feleğin şaşıranlar bulaşıcı bir neşe kaynağı oldular.

Kazanılmasa ne olur? Sağlık olsun efendim. Önemli olan kazanmak değil yarışmaktır.(!)

Kapanan telefonun ardından yenisi açılır, ara nağmelerle oyuna yeniden başlanır.

-Evvvet Efendim! Sırada başka bir kurbanımız, pardon yarışmacımız.

-Alllooouu! Nereden arıyorsunuz efendim. Size bol şanslar diliyorum.

Medyaya son haberler sıcağı sıcağına yansır. Kumarhaneler Kapatılmışmış.

Reklamlardan sonra özgün sanatçıların konserleri eşliğinde çekilişler devam eder. Sanatçılarımız uğurlu elleriyle şans dağıtırlar. Bu sefer şans Bodrum’a düşer.

Kendimize ait sandığımız pek çok geleneğin köklerine tarih içinde çeşitli coğrafyalardaki yansımalarına rastlarız. Bir atasözü ”Güneş altında yeni bir şey yoktur” der. Günümüzdeki bu fırtına da “Nasip” fırtınasından daha eski. Bu fırtına “Fortuna’nın Fırtınası.”

Fortuna; eski yunan ve Roma medeniyetinde uygun kader şans ve umulmayan başarı tanrıçasıydı. Aynı işlev ve tipte Babil’de de Tanrılar vardı. Bu Tanrı zamanla tüm tanrıları unutturan çok yaygın bir tanrıça oldu. Özellikle Romalıların en çok korktukları ve tapındıkları tanrı haline geldi. Ana Britanicca şöyle der: Fortuna çeşitli yöntemlerle gelecek hakkında bilgi edinmek için danışılan bir kehanet tanrısıydı. Anki’um daki  Fortuna tapınakları da birer kehanet merkeziydi. Fortuna bolluk simgesi olarak bereket boynuzuyla, insan yazgısının yönlendiricisi olarak dümenle ve geleceğin belirsizliğini göstermek için de bir kürenin içinde betimlenirdi. Fortuna tapınaklarına giderek, insanlar şanslarının dönmesi için kurbanlar bile arz ediyordu. Bazı kralların Fortuna’ya aşırı güvenleri onların mahvolmasına neden oldu.

Fortuna Fırtınasını estiriyor!

Çikolata tadındaki hayallerimiz!

Kâğıt gofretlerin sası tadındaki hayal kırıklıklarımız!

Hoş gelecek!…

Boş gelecek!…

[1] Keşk: Yoğurt Kurusu, Ekşimik.

[2] Paldum: Yük ve binek hayvanlarında semer veya eyerin kaymaması için sağrı üzerinden geçen kayış.

26 Şubat 2006 Pazar Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here