ESKİŞEHİR’İ DİLENDİREN ROMAN “YASEMİN KURT ÖLDÜ”

0
115

Yaşadığımız coğrafya düş ve düşünce dünyamızı yakından etkiler. Bu nedenle türkülerde ve şarkılarda sık sık karlı dağlar, mor menekşeler, esen rüzgar, mehtabın güzelliği anlatıma dair öğelerdir. Çukurova Karacaoğlan’da başka güzel Yaşar Kemal’de başka güzeldir. Dr. Jivago’yu okurken Rusya’da geçen sosyal olayların yanı sıra mevsimin soğukluğunu da hissedersiniz. Mekân bu yönüyle hem zamana hem de olaya eşlik eden bir kahraman gibi anlatıyı ele geçirir çoğu zaman. Coğrafyayı metne aktarmak, yazar için esinleyenine karşı vefasını ödeme biçimi gibidir. Çoğu zaman da birbirlerini büyütürler. Çukurova’nın Karacaoğlan ve Yaşar Kemal’de büyümesi gibi.

Sinan Gürsoy’un Kum Yayınların çıkan “Yasemin Kurt Öldü” kitabı zamanın ve mekanın tanıklığını birlikte yürütüyor. Bir cinayet romanı olan kitapta olaylar  “O gün”, “O günden önce”, “O günden sonra”  gibi katmanlara ayrılarak anlatılıyor. 12 Eylül dönemine ilişkin çeşitli yüzleşmeler içeren kitapta, bilinçsizce bir fikre dâhil olmak ironik bir dille eleştiriliyor. Olayların çoğu Eskişehir ve İstanbul’da geçiyor. Ancak Eskişehir romanda yalnızca bir mekan olarak değil bir kimlik olarak karşımıza çıkıyor.

Şehrin anlattıkları bölümlerinde :“Söz konusu olayın kahramanlarını yakından tanıyorum” diyerek kitabın kahramanlarının sevip sevmediği şeyleri bir bir sıralıyor: ”Coşkun en çok guguk kuşlarını sever. Sabahları kendisinse eşlik eden seslerle tazeler yaşam sevincini. Hikmet’te gece yarılarından sonra çınlayan tren düdüklerini. Yasemin Doktorlar caddesi’nde dolaşmayı sever.”  Yaşadığımız mekânlar bizlerin ve yaptıklarımızın tanıklarıdırlar. Dertlerimizi dile getirirken “ Ne çektiğimi bir ben bilirim, bir Allah, bir de bu dört duvar demez miyiz?” Burada Eskişehir’in dile gelerek romanın kahramanlarından evlatları olarak bahsetmesi derin bir duygusallık yaratmış. Attığımız adımlar ve işlerde çoğu kez anlaşılamayabiliriz. Ancak zaman ve mekân birlikte tanıklık ederek işin faydasını açığa çıkarır.

Şehir kendisi için:  “Eski bir şehrim ben Şu bozkırın ortasında ne ihanetler, ne tutkular

gördüm. Yazılıkaya’nın bir tek harfi kazınırken bile şahit olduğum cinayetlerin sayısını unuttum. Artık hiçbir şey beni şaşırtmıyor. Hitit’leri, Frig’leri bağrımda besledim. Asiliklerinde de soyluluklarında da az da olsa bir payım olmalı. Soğuk bir kent olduğum söyleniyor. “Eskişehir Ayazı” diye bir deyim bile uydurulmuş. Soğuğum rüzgârımla birleştiğinde dayanılmaz olur. İnsanın gözlerinden yaş getirir. Çamurum yakalığı ayakları bırakmaz. Yazları toz olup uçuşur. Zor bir şehir olduğumu kabul ediyorum. Bozkır zordur. Büyüttüğüm çocuklar o yüzden zorludurlar, dayanıklıdırlar, serttirler, asidirler.”  demektedir.

Eskişehir romanda iki kez dile geliyor. Her iki söyleminde de “çocuklarım” diyerek bahsettiği kahramanlarının yaşamdaki başarı, başarısızlık ve çelişkilerini neden- sonuç ilişkisi adeta” ben sizi anlıyorum”  vurgusuyla dile getiriyor. “Coşkun çelimsizdi. Tuğla ocaklarında kalıpçıların pişmemiş tuğlaları pişirilmek üzere hazırlanan ocağa sırtında taşırdı. .. sık sık tökezleyip düşerdi. Yasemin her yaz tatilinde Kur’an kurslarına gönderilirdi. Hikmet yaz tatillerinde simit satardı” diyerek kahramanlarının çalınmış çocukluklarının da tanıklığını yapıyor. Çocukluğumuzda adalet arayışı yüzünden “ideoloji” lerin peşinden gitmedik mi. Çalınmış çocukluklarımızda iyi bir dünyayı özlemedik mi?

Tarihsel süreç içinde yazarın coğrafyası  “ ilham veren” noktasından çıkıp genel ortam halini almıştır. Bu nedenle dağların, ovaların ağaçların çiçeklerin olduğu şarkılar, türküler yok olmuştur. Edebiyatımızda da durum aynıdır. Yazarın coğrafyası ilk önce tarihi olaylarla kendini göstererek Milli Edebiyatı oluşturmuş, daha sonra köy romanları devreye girmiştir. Ancak günümüzde yazarın coğrafyası daha çok sorunlardan oluşan ortamın belirlediği içsel anlatıya dönüşmüştür. Çağın getirdiği sorunlar yöresel olandan çıkıp küresel bir boyuta ulaşmıştır.  Ortaya çıkan “hız” karşısında “Yalnızlık ve Yabancılaşma” bireyin temel sorunu halindedir. Bu nedenle Kayserili bir yazarla Eskişehirli bir yazar benzer sorunları benzer sözlerle dile getirmekte, yazarın coğrafyası bir isim ve mekân olma özelliğini yitirmektedir.

Sinan Gürsoy’un bu eseri Eskişehir’in edebiyata bir coğrafya olarak taşınması konusunda önemli bir adım. Kurgu ile gerçek iç içe sunulduğu romanda Haydar Ergülen’in Adnan Satıcı’nın belli belirsiz izleri düşmüş. Abidin tıs tıs, azimli belediye başkanı da başka bir im. Sinan Gürsoy esinleyenine vefasını bu romanıyla ödüyor. Sıra şimdi Eskişehir’in diğer yazarlarında…

 

 

23 Nisan 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here