Edebiyatta Hayvanlar

0
102

Siz hiç herhangi bir tilkinin karganın peynirini yediğini gördünüz mü? Ben görmedim.     La Fontaine’nin “Karga ile Tilki” sini biliriz. Bu öyküde kurnaz tilki, aptal karganın peynirini yer. Bu tip anlatımlara “yerinel” ya da “Alegorik” imge denir. Daha çok Masal ve Fabl da, az da olsa şiir ve öyküde de kullanılır. Pospelov Allegorik imge hakkında şöyle der: “… allegori, belli bir görüngünün sunuluşunun daha en başında, dolayımlı (değişmeceli) ikinci anlamında hemen açığa vurulduğu, bilinçlice uygulanan bir simgesel araçtır.” Allegorik imge, bir düşünceyi başka şeylerle anlatırken, bir nesne ya da ilişkinin karşılığında (yerine), başka bir nesne ya da ilişkinin bizzat kendisini koyarak benzetme ilgisini kullanır. Tilki bu öyküde kurnazlığın, karga aptallığın sembolü olarak kullanıldığı gibi. Bu tip anlatımlar aracılığıyla masallarda olduğu gibi: “iyi-kötü”, “güzel-çirkin” kavramlarının anlaşılması daha kolay olur. Kavramsallıktan ironiye kadar geniş olanakları da vardır.

Alegori gerçeği kavramada ve yeni bir gerçeklik yaratmada, hayal dünyasını zenginleştirmede güzel bir araçtır. Öğretici ve eğlendiricidir. Özellikle toplumsal yasakların çok olduğu, ya da kuralların gizli olduğu zamanlarda bu simgesel anlatım yazarını da korumuştur.  La Fontaine’nin yaşanını yaşadığı terihsel dönemle birlikte incelemek bunu doğrulayacaktır.

Alegorik anlatımlarda, işaret edilen şey veya kişiler insanların toplumsal yaşamdaki rollerine dikkat çeker. Ancak Krala adaletsizliği direk söylenebilecek bir şey değildir. Bu nedenle bu tip masallar ve meseller, işi kavgaya götürmeden tatlılıkla olayları kavramamıza da yarar. “Kral Çıplak” denmesi gerekmektedir. Ancak buna hikmetsizce bir çıkış yapılırsa yaşam da kaybedilebilir. Bu da diğer insanlarda cesaret kırıklığına yol açabileceği gibi zorbalığı da  önleyici ve öğretici bir durum olmaktan çıkarır.

La Fontaine hikayelerinin yanı sıra Aisopos masallarında da hayvanlar konuşturulur. Bu tip masalların sonunda kıssadan hisse çıkarılır. Sanki hayvanların başından geçiyormuş gibi anlatılan bu olaylar aracılığıyla, insanın yüz yüze geldiği durumlar karşısında en akıllıca nasıl hareket edebilir, ya da etmemesi gerektiği kurgusal bir anlatıma dile getirilir.    Hayvanların “insanlaştırılarak” anlatılması hem sempatik bir ilgi yaratır hemde soyut kavramlarla ilgili öğretici noktaları açığa çıkarır. Bu özellikle insanda bulunması gereken niteliklerin gelişmesine de yardımcı olur. Adaletli olmak, merhametli olmak, kötüye ve iyiliğe karşı uyanık olmak gibi şeylerin yanı sıra kötülükten bir şey kazanılamayacağını ve her zaman dürüst hareket etmenin doğru yaşamak için erdemin önemi vurgulanır.  Aynı zamanda olumsuz şeylerin de  yol açacağı kayıplar da göz önüne serilir. Tıpkı, “Karga İle Tilki”  öyküsünde karganın peynirini kaptırması gibi. Fantastik bir örgüyle dile gelen ve sempatiyle okunan bu öykü ve masallardan bir şeyler öğrenmek eğlendirici zamanlara dönüşür.

Bir gün kütüphanede çalışırken sayım yaparken “On küçük Kapı yoldaşımız” adlı bir kitap bulmuştum. Açıkçası kapı ve yoldaş kelimelerinin yan yana gelişi dikkatimi çekmişti. Okumaya başladığımda ise şaşırtıcı bir şeyle yüz yüzeydim. Kitapta pire, bit, tahta kurusu vb haşerelerden nasıl kurtulabileceğimiz ve bunlarla nasıl başa çıkabileceğimiz yazılıydı. Bu haşerelerin bile kapı yoldaşları olarak tanımlanması doğrusu ilgi çekiciydi. DDT’den önce bunların hepimizin kapı yoldaşları olduğu yılları pek çoğumuz hatırlarız.

Hayvanlar yaşamı okumak, yaratıcılığını geliştirmek, düşünce ufkunu açmak için her zaman insanın yoldaşı olmuştur. İster bir fablda karşılaşalım ister bir masalda; bir çizgi film ya da  belgeselde izleyelim her zaman insanı dinlendiren ve fark etmeden bize pek çok şeyi anlatırlar ve yaşam dersi veririler. Ve biz biliyoruz ki hala tilkiler, kargaların peynirlerini yemeye devam ediyorlar.

zehra çam

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here