DÜŞÜNÜYORUM! ÖYLEYSE VURUN!

0
55

Hrant Dink’e

            “Cogito ergo sum”Hrant Dink’e

İnsanoğlu varolduğundan bugüne  ne olduğunu, nereye varmak istediğini sorgulamış değişik zamanlarda değişik sonuçlar çıkarmıştır. Felsefenin ve dinin ana sorunu olan bu sorulara hala tüm insanlığın ortak bir yanıtı yoktur. Kimine göre bilinmez bir yoldayızdır, sebep bilinmez, sonuç görünmez, kimine göre mutlak yaratıcının şekil verdiği bir dünyanın kurgulanmış oyuncularıyızdır. Felsefe ve düşünce tarihi bu sorulara verilen yanıtlarla doludur. “Düşünüyorum öyleyse varım” sözü de Descartes’in verdiği bir cevap.

Ne var ki düşüne insan tarihin her döneminde biraz zenci muamelesi görmüştür. Düşünce öznel bir davranış olmasına rağmen, öznel beğeni ve yargıyla değil çoğu kez kurumsallaşmış, kurumsallaştırılmış yargıyla yüz yüze gelmiştir. Galileo dünyanın döndüğünü söylediği için engizisyon tarafından yargılanmış, pek çok krallıkta yönetime karşı geldiği için, insanlar arenalarda aslanlara parçalatılmıştır. Daima yönetenler yönetilenlerin tabiiyetini ve bağlılığını “kendi gibi olmak” la sınırlı tutmaya çalışarak aralarındaki farklılıklar daima “garip” konumunda kalmıştır. Özellikle imparatorluklar döneminde dünya, fetihler sonrasında halkların dillerini, dinlerini değiştirmeyi hedeflemiştir. Haçlı seferleri bunun en güzel örneklerindendir. Bazı fetihlerde ise, halk dininde dilinde serbest kalmışsa da vergiye bağlanmış. Yeni devletlerine bu vergileri vermek için çoook çalışmak zorunda kalan halkın dini imanı zaten gevremiştir. Zayıf düşen halk zaten kalan kalelerini de teslim etmiştir.

Çağdaş ve ya modern dediğimiz dünya ve zamanımızda durum her ne kadar demokratik rejimlerle çözülmüş görünüyorsa da düşünce hala bir tehdit hala bir suç sayılmakta. Descartes’in bu sözü değişime uğrayarak “düşünüyorum! Öyleyse vurun!” a dönüşmektedir. Kendi yakın tarihimiz bunun örnekleriyle dolu.  Aziz Nesin’e gösterdiğimiz tepki. Uğur Mumcu, Abdi ipekçi ve bildiğimiz pek çok isim.

Beni en çok şaşırtan ve üzen şey düşünce suçlularının ölümlerine gösterilen tepki. Hırant Dink’in ölümü üzerine pek çok şey yazılıp çiziliyor. Efendim zaten bir yetim çocukmuş yazık olmuş. Katili de bir temizlikçi babanın çocuğuymuş, 17 yaşında yalnız kovboyu oynuyormuş. Yalnız kovboy yetim çocuktan ne istemiş. Bu yetim çocuk kasabanın hazineleri mi çalmış? Bir insanın ölümünü “hak ediş “ olarak değerlendirilip savunanlarımız bile var. Bu açıdan düşünce suçluları ölümlerinde bile diğer insanlardan farklı tepkiler alıyorlar. Kültürümüzde ölünün ardından kötüyse bile konuşulmaz. Değersizse bile ölü “kör ölünce badem gözlü olur” denerek bir değere oturtulur. Oysaki düşünce suçları için ölenler için sevgiyle birlikte öfke ve nefret de yerleşik hale geliyor.

Şaşırdığım başka bir şey se bu ölümler sonrasında her defasında “o ölmedi aramızda yaşıyor!” nidasıdır. Ama ölenler saklambaç oynamıyorlar, oynayamazlar.  Bu mantık içindeki sevgiyi, bağlılık değil, herkesin kendi savaşımını haklıya çıkarmak ve sürdürme çabası olarak görünüyor. Bu davranış da etik olarak sorgulanmalıdır. Yaşam kutsal bir şeydir. Hiçbir dava yaşamdan daha kutsal sayılamaz. İnsan ölümü isteyerek göze alsa bile. Bu nedenle vicdani olabilecek bir seçimi genele yayma çabasıyla ölülere sahip çıkılması da bir hesap kitap işine dönüştürülmemeli.

“Hepimiz Hrant’ız”. Hepimiz birer Hrant olsaydık, bu vb olaylar olur muydu? Bu dünya hala “bizimkiler” ve “ötekiler” dünyası. İşte size Hrant ve zenci olma kavramları. Başka milletten olma, başka dilden olma, başka bir dinden olma, başka bir cinsiyetten olma, başka görüşten olma başka. Başka coğrafyadan olma, bir de Hrant gibi karşı yarları seven olma…

İşte bu nedenle zaman zaman ben de kendimi yedi kere zenci zannederim.

Zehra Çam

 

24 Ocak 2007 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here