Düşünmenin Müfredatı

0
62

Düşünmenin ve düşüncenin önündeki engeller tartışılırken sık sık bunun dinsel, sosyal ve kültürel boyutlarına değinilmeden edilemez. İnsanın tarih boyunca düşünmesi kadar

düşünmenin bilgisi de araştırma konusu olmuştur. Bu konuda çeşitli kuramlar da mevcut.

İnsan daha önceden şekillendirilmiş, politize edilmiş, ilişki ağlarının çeşitli kurallara göre şekillendiği bir dünyaya doğar. İster istemez içine doğduğu toplumun kültürel ve düşünsel izlerini taşır. Ancak insanın etkileşimi bununla da kalmaz kişisel telkinler de önemli rol oynarlar. Anne babadan başlayarak, öğretmenler, arkadaşlar, siyaset adamları, sanatçılar ya da kendine düşünme ya da başka bir alanda öğretme misyonu edinmiş kişileri bunların başında sayabiliriz. Burada tüm çaba insanın düşünsel sürecinde davranışsal bütünlükler yaratacak tipler üretilir. Böylece insan ya normal sayılacaktır ya da marjinal. Ya bilgili sayılacaktır ya da cahil kalacaktır. Böylece önyargılarla birlikte korkular, sevinçler, haz alanları ya da her beğeninin altı önceden çizilmeye çalışılır. Sorun şudur ki bu şekillenme ya da şekillendirme gerçekten insanın naturasına uygun bir gelişim sağlamakta mıdır? İnsana dayatılan bu değerler sistemi insanı bağladığı yer neresidir. Bir sistem mi? Kişi mi? Tanrı’mı? Yaşam mı?

Bütün bu çabalar bilgiyle birlikte yol alırlar. Bir varlığın serpilip gelişebilmesi,  nasıl havaya, suya toprağa ihtiyacı varsa insan zihninin de serpilip gelişebilmesi için “bilgi” ye ihtiyacı vardır. Ancak edindiğimiz bilgileri bir yığın bilgisi olmaktan kurtaran şeye, onun doğru yerde doğru sorulara doğru yanıtların gelmesidir.  1907 Nobel Edebiyat Ödülü alan İngiliz şair Rudyard Kipling: “benim dünyayı açan altı anahtarım var” der. Bunlar “Ne, nerede, ne zaman, neden, niçin ve kim”  sorularıdır. Bu sorular zihnimizde aldığımız bilgilerden bir temel üzerinde sıralanmasına yardımcı olur. Biz bu bilgileri gerektiği zaman ya kronolojik sırasıyla;  neden sonuç ilişkisine göre; ya da sorun çözme yönünde kullanırız. Çünkü Kıyaslama ve sıralama yapmak edindiğimiz bilgiyi analiz etmeye, tekrar üretmeye veya seçim yapmaya yöneltir.

Bu bilgiler insanın sadece aklıyla sonuca vardığı düşünsel süreç değildir. Duyu ve duygularımız da bu kararları veya sonuçları etkiler.  Bu nedenle insan adalete, sevgi gibi kavramları yaşamsal kılabilmiştir. Yüz yüze geldiğimiz bir olay karşısındaki tepkimiz bu nedenle düşünsel olduğu kadar duygusal olarak da “insani” olana yakıştırıp yakıştırmadığımızla ilgilidir.

Tüm bu süreçlerin insanda düşünce sürecini oluşturduğu gibi onu yaratıcı düşünce geliştirmesinde de etken olduğunu görüyoruz. Ancak buradaki sorun şudur. İnsanın düşünsel ve yaratıcılığının gelişmesindeki sosyal, kültürel, dinsel ya da başka nedenlere dayanan engellerden tamamen kurtulabilmesi ve özgür olması mümkün müdür? Soruyu başka bir açıdan soracak olursak biz hangi şeyin bize engel olduğunu sırasıyla öğrenip bunları tanımlamakla bu engellerden kurtulabilir miyiz? Böyle bir sihirli bir formül var mıdır?

Yaşamın bu dağınıklığı içinde açıkçası sıralı olabilecek, kişide iyi gelişmeler oluşturabilirse de herkes için aynı sonucu yaratacağından emin değilim. Bu nedenle yaratım ve düşümce sürecini de “kod” lama altına almak yeni farklı bir düşünüş biçimine yol açarsa da özgürlüğün yolu bulunmuş sayılmayabilir. Çünkü düşünce ve yaratma süreci bir “müfredat programı” “değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here