Dünya Barış Günü

0
105

Savaşlar: Ömrümüzün öyküsü, dilimizin acı türküsü. Barış, gündüzün ve gecenin ortak düşü.”Yaşamak, gelinlik kız kardeşimiz” Savaş ile Barış insanlık tarihinin kumdan tepeleri.

Çocukken kumla oynadığımız bir oyun vardı. Kuma ellerimizi gömer, içi boş küçük tepecikler yapardık. Ellerimizin üzerinde bastırarak tuttuğumuz kumlar,  ellerimizi çekmemizle birlikte dağılırlar, bizde hemen bunun ardında “Ebem yaptı karga bozdu” der eğlenirdik. Oluşmayan bir kum tepeciğinin sorumlusunun kendimiz olduğunun üstünü örterdik adeta.

Dünyamızdaki barış özlemleri ve savaş girişimleri de benzeri bir görünüm arz ediyor. Her ne kadar uluslar arası hukuk içinde, savaş suçluları yargılanıyorsa da mağdurların zararlarının telafi edilebildiği söylenemez. Şövalye ve atlıların savaşları yerlerini, modern silah ve yöntemlerin kullandığı savaşlara bırakması nedeniyle, yalnızca ordular değil, çoğu kez sivil halk kayba uğruyor. Bunların çoğunluğunu da kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Pek çok yerde gerilla savaşlarında ve iç çatışmalarda çocuklar asker olarak kullanıyorlar. Son yılların akılda kalan Raunda, Orta Doğu, İran, Uzak Doğu, Saray Bosna, Irak, Filistin, Etyopya akılımızda dağınık bir coğrafyada benzeri manzaralar bıraktılar. Raunda da bilindiği gibi üç dört ay içinde iç çatışmada iki milyon insan kaybedildi. BM yaptığı müdahale sonucunda ise savaş suçlusu olarak dört kişi tutuklandı. Tıpkı “Ebem yaptı karga bozdu” der gibi.

1 Eylül 1939 II Dünya savaşının başladığı gün. Yıllar sonra bu gün “Dünya Barış Günü” olarak anılmaya başladı. İnsanlık tarihimizdeki hiçbir dönem yirminci yüzyılda olduğu kadar çılgınlık göstermemiştir. İçinde iki dünya savaşı, pek çok ayaklanma, uluslar arası savaş, ve iç savaşların bu kadar yoğun olduğu başka bir dönem olmamıştır. Adeta insanlık delirmiş bir halde şiddetin koynuna girmiştir.

Özellikle 2.Dünya savaşından sonra insanlığın barış arayışı hızlanarak uluslar arası anlaşmalar çoğalmıştır. Özellikle BM kurulması bu amaçladır ki iki yüze yakın devletin üyeliğiyle insanlığın önünde birleşik bir umut gibi görünmektedir. Ne var ki dünyamız hala barış için yollarını düzeltebilmiş değildir. Her sorunun iki kutuplu bir dünyanın varlığına dayandırılması durumu değiştirmemiş, tek kutup haline gelmiş bir dünya da devam etmiştir. Gecenin işi savaşlar, güneşin batmadığı küremizde yedi iklim dört bucakta devam etmektedir.

Bir yandan da ölenlerin ödediği bedeller ve beklentileri için ağıtlar yakmaya ve şiirler yazmaya devam ediyoruz. Mehmet Akif, “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,/ Düşün altında binlerce kefensiz yatanı” derken, Nazım Hikmet “Kapıları çalan benim/ kapıları birer birer/Gözünüze görünemem/ göze görünmez ölüler” diyerek “göze görünmeyen ölülerin” hayatımızdaki düşündürücü yerine dikkat çekiyor. Oysa insanlık yitirdiğini ya hemen unutuyor ya da kör bir misilleme uğruna kaldığı yerden yeniden ve yeniden devam ediyor.

Tüm barış özlemlerimize rağmen, biyolojik ve kimyasal silahların yanı sıra kara mayınları, çocuk askerler, savaş mağdurları, göçe zorlanan insanlar binlerce sığınmacı, ekonomik kayıplar, harap olan şehirler ve yağmalanan kültürlerin görüntülerinde eksilme yok. Ancak insan için Barış yine de en büyük düş ve özlem olarak yerini koruyor.

Dünya Barış gününde hangi coğrafyada yaşıyor olursak olalım, günlük yaşamımızdaki bir tas çorbamızı güvenlik içinde içebilmemiz ve ömrümün öyküsünün ve türküsünün barışa dönmesini dilerim. Ya değilse küremizdeki güzel yaşam için çabalarımız, “Ebem yaptı karga bozdu” oyunuyla sürüp gidecek.

Zehra Çam

2 Eylül 2007 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here