Denizlerimizde Rüzgâr

0
101

Şiir yazmak için şaire ilham gelmesi gerektiği bilinir. Ancak bir öykünün oluşumu için yazarı harekete geçiren şey nedir? Öykünün teması, kahramanları, kurgusu yazarın bakış açısına göre farklı pencerelerden bakmak gibidir.

Öykü atölye çalışmalarında öykü yazımını geliştirmek amacıyla zaman zaman yarım öyküler verilir ve katılımcıların tamamlaması istenir. Her yazar kendi bakış açısına ya da kurgusuna göre kahramanların ve olayların seyrini belirler.

Kahramanların sivri yanları, silik yanları, tutkuları, korkuları beklentileri yazarın istemine göre şekil alır. Çoğu yazar yazdığı kahramanda öne çıkarmak istediği bir şeyi oluşturmak için uzun süre kafasındaki o fikir ve kahramanla birlikte yaşar. Sonrasında ise sözler kaleme dökülür.

Şiirdeki bilgi gnostik bilgidir. E. Pagels gnostik bilgi ya da şiirdeki bilgiyi şöyle tanımlar. “ Her şeyden önce akli bilgi değildir. Bu sözcüğü sezgi olarak çevirebiliriz, çünkü gnosis, İnsanın kendi kendini bilmesi gibi sezgisel bir süreci kapsar” İnsanın kendi kendini bilmesi, yaşamı ve yaşanılanları iyi okuyabilmesine bağlıdır. Bu da gözlem, algı ve yargının birlikte hareket edebilmesine ve yeni sonuçlar çıkarmasına ve yorum bilgisine ulaşmasına bağlıdır. Bu aşamada sanatçının, şairin ya da yazarın tavrı normal insanın yargısından farklılaşır. O, algıladığını ve gözlemlediğini aktarma çabası içersinde kendi üslubuna göre bir yöntem de belirler.

Gerçekçi anlatıcılar bir şeyi olduğu gibi somutlayarak anlatırlar. İdealist yazarlar olması gereken gibi, ironik ve hicivci yazarlar ise olmaması gereken gibi yazarlar. Çünkü ironinin oluşabilmesi bir şeyin nasıl öyle olmayacağının ispatı gibidir. Çünkü bir şeyin öyle olmayacağını göstermek ya da ispatlamak saçmalığını salıvermekle mümkündür. Bu da ancak dilin yargı ifadesinden geçer.

İnsan yargısını da pek çok yolla dile getirebilir. Beğenebilir, beğenmeyebilir, onaylayabilir, onaylamaz veya olay ya da duruma mesafeli yaklaşarak görüş bildirmekten uzak durur. Ancak bu görüş bildirmemek onayladığı anlamına gelmez. Nasıl ironik yazılarda saçmalık salıveriliyorsa, bazı yazılardaki yargı “garip ama gerçek” gibi yadırgatıcı bir hal alır. Yazar yazdığını adeta yadırgıyor gibidir.

Yapı Kredi Yayınları arasından çıkan Tuncer Erdem’in “Denizlerimizde Rüzgâr” adlı öykü kitabında da yaşamın içinde var olan yadırgatıcı konu ve durumlar ele alınmış. Toplumsal yaşam içindeki rollerimize göre bizden beklenen şeyler olur. Ne var ki çoğu kez tam da ö görevin adamı, ya da bizden beklenen şey, bizim ihmal ya da suiistimal ettiğimiz bir olaydır. Ya da günlük yaşam bizi öylesine mekanikleştirir ki bazen en yakınımızdaki biriyle bile heyecan, korku ve özlemlerimizi paylaşamayız. Bir iletişim çıkmazı içine gireriz. İnsan gerçekten sosyal yaşam içinde ne ölçüde bir birliktelik sağlayabiliyor. Doğrusu sorgulanacak noktada.

Tuncer Erdem öykülerinde günlük yaşam içinde eşelendiğinde farklı şeyler okuyabileceğimiz anları ve durumları dile getiriyor. İnsanın insana duyarlı duyarsız yanlarının yanı sıra, hayatın içinde farklı yerlerde gördüğümüz kişilerin yaşamdan kopuşlarına ve garipliklerine kadar pek çok durumu eşeliyor. Bir şeyin nasıl olmaması gerektiğini lirik bir anlatımla dile getiriyor. Yer yer ironik vurgularda yapan Tuncer Erdem’in öykülerini okuduğunuzda insanın insana ve yaşama yabancılaşmasının sonuçlarını görmek mümkün.

Öykü yazmak tanık olduğumuz aynı olay ya da duruma farklı bir pencereden bakmak gibidir. Ancak bunun sanatsal yaratı ya da öykü olabilmesi için, bu gözlem, deneyim ve birikimin yorum üreten bir bilgi ya da yargıya dönüşmesi gerekir. Ya değilse başımızdan geçen olaylar dizisini magazin dedikodusu benzerliliğiyle anlatır dururuz.

zehra çam