CarrefourSA

0
66

Çocukluğumuzda annelerimizin yaptığı somun ekmeklerine sürdüğümüz tereyağlarıyla beslenirdik. Derken bir gün bakkalda satılan ekmeklerin farkına vardık. Evde pişen ekmekten başka olmalıydı. Kendi deyimizle o ekmek “Pazar ekmeği” ya da “şehir ekmeğiydi”. Ne de olsa somun köy ekmeğiydi. Annemin işten güçten ekmek yapmağa zamanı kalmadığında ya da maaş günlerinde pazar ekmeği yerdik. Bize o kadar cazip gelirdi ki, tereyağ yerine de o zamanki tek margarin sanayağı sürerdik üzerine.
Şehir ekmeği ve sana yağı sanki başka hayatlar varmış da ona ulaşmışız hissi uyandırırdı. Bakkal amcamız da bize bu dünyayı sunan kahraman. Yalnızca şehir ekmekleri değil, renkli gofretler, çikolatalar, erden şekerlemenin sütlü şekerleri, pamuk helvalar ve daha niceleri çocukluk sermayelerimizin sevinç yaratan yatırım alanları gibiydiler. Ve onlardan herhangi birini almak ya da alabilmek adeta bize sınıf atlamak gibi gelirdi.
Köprüsüyle, büyüklüğüyle tartışma ve kentli için sohbet konusu olan CarrefourSA Cuma günü açıldı. Açıldığı saatlerdeki ilgi nasıldı bilemiyorum ama akşam 22.30 sıralarında bile büyük bir izdiham vardı. Park eden arabalar binanın çevresini ve yeni yapılan köprünün yanlarını doldurmuşlardı. Yaşlısı genci, erkeği kadını, delikanlısı, genç kızı alış veriş merkezindeydi. İğne atsan yere düşmeyecek gibi.
İnsanoğlu varolduğundan bu yana, doğayla mücadelesinde en çok varlığa sahip olmak ve maddeyi kendi yararına kullanma savaşı verdi. İlkel insan eşyayı kullanma biçimiyle ve sahip olma modelleriyle, kendini modernizme uzanan bir yolculukta denedi. İçimizdeki hayal hep “başka hayatlar” vardır ya da hayatı başkalaştırmak düşüncesiyle, en güzeli, en iyiyi kendisi için isteme yarışında bulundu. Kimi karınca kararınca işi tutup karın tokluğuna razı oldu. Kimileri kendi için değil başkaları için de üretmeye kendini zorunlu tuttu. Sahiplik paranın egemen olduğu toplumlarda zaman içinde eşyanın üretim modeli ve kullanma biçimiyle el değiştirdi.
Modern alış veriş merkezleri günümüzde kentleşmenin ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Penceresiz bu binalarda alışık olandan farklı donanımlarla mimari harikalar yaratılıyor. Yeni alış veriş merkezi de bu harikalardan biri. Birkaç yıl içinde Eskişehir’e aynı firma buna benzer iki tane daha, başka firmalar da başka alışveriş merkezleri açacaklarmış. Tahminlere göre on yıl sonra Eskişehir’in kent nüfusunun iki milyon kişiye ulaşacağı söylenmekte. İnsanlara başka hayatlar varmışçasına sunulduğu, erişebildiğimiz alanlar az olsa bile varlığından memnun olduğumuz kent yaşamı, başka kişiler için de bir umut kapısı olacak.
Olacak olmasına da bu alışveriş merkezlerinin varlığı gerçekten ilerlemişliğin ya da gelir düzeyinin yükselmesine ne oranda katkı sağlayacak. Şüphesiz ki birçok kişiye iş olanağı tanıyacaksa da yalnızca tüketime dayalı bir yaşam mutluluk yollarını açabilecek mi?
Alışveriş merkezinden alış veriş yapanların torbalarına göz ucuyla baktım. Biküviler, kola, meyveli gazoz ve deterjanlar öndeydi. Kısaca bilindik market alışverişleri. Bu kalabalığın yalnızca semtteki kişilerden olmadığını düşünecek olursak halk adeta “şehir ekmeği” yiyen çocuğun sevinci ve merakı içinde o reyondan bu reyona savruluyordu. Kent içinde kentli olmak, bir yerden alışveriş yapmak neredeyse sınıfsal konumunuzu da belirlemeye başlıyor. İlk günün heyecanı dışında bu alışveriş merkezinden torbasına yalnızca beş kiloluk deterjan ya da birkaç paket bisküvi ve gazoz almak, şehir ekmeği yeme hayalini ne kadar besleyebilir?
Dilimde bir tümce ve bir dilekle ayrıldım.
Şehir ekmeği sunan CarrefourSA… CarrefourSA… CarrefourSA…
Bir de sınıf atlatSA! atlatSA! atlatSA!

zehra çam

4 Mart 2007 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here