BÜLENT ECEVİT VE ALİ ŞİR NEVAİ

0
104

Yaşamın bir naif yanı bir kuvvet ve iktidar yanı vardır. Genelde bu iki taraftaki bireyler birbirlerini yeterince anlayamazlar. Naif insanlar kuvvetin ve gücün peşinden gitmek istemezler. Güç odaklı insanlar da naif şeyleri anlamakta zorluk çekerler. Bazı kişilerin ben şirden anlamam, demelerinin ardında da bu gerçeğin payı büyüktür. Bununla birlikte bazı yaşamlar da vardır ki hem gücü hem de duyarlılığın inceliğinin süslediği naiflikleri barındırırlar. Tarihe dipnot gibi adlarını düşüren kral ve pek çok önemli devlet adamı, aynı zamanda şair ya da sanatçıdır.

Ali Şir Nevai  bunlardan biridir. 15 yy. da yaşamış Uygur Türklerinden olan şair, aynı zamanda  devletin pek çok önemli mevkilerinde çalıştı. Ailesi çok zengin olduğu için devlet görevlerinden para almazdı. Eserleriyle Türk Dilinin gelişmesine büyük katkıları oldu. Eserlerinde  Tük Milliyetçiliğini savundu. Öyleki Çağatay Türkçesi çoğu zaman “Nevai Türkçesi”  olarak anıldı.Şairliği ve  devlet adamlığının yanı sıra müzikte de pek çok besteye imzasını attı.

Bülent Ecevit’in de ölümünden sonra anı ya da söyleşilerde onun devlet adamlığı kadar şairliği de  dile geldi.  Bülent Ecevit’te Ali Şir Nevai gibi iktidarda olmayı bir kazanç kapısı olarak görmemiş, yaşamın naif yanından hiç uzaklaşmamıştır. Naif olmak, yaşam içersinde gücü bilmemek ya da bulmamak değil, güce tutunarak insanı kapsayan ve koruyan, örten bir güven kaynağı olarak görmemektir. Naiflik bu nedenle güçsüzlüğün değil, güce tutunma karşısında, direnmenin estetiğini oluşturan bir değerdir. Gücün damgasını vurduğu zamanımızda böylesine bir tutum sergilemek cesaret gerektirir. Daha da ötesi güç ve zaafiyetin suça yatkınlığı karşısında  naiflik; etik değerlere her ne pahasına olursa olsun sarılan bir tutum sergileyerek direnmesin estetik bir duyuma dönüşmesini sağlar. Bir kişinin ait olduğu gruptan sevenlerinin çok olması yadırgatıcı değildir. Ancak toplumun her kesiminden karşıt taraflardan bile takdir görmesi önemli bir şeydir. Naif kişiler, yaşamlarının ardından, böyle bir dip not bırakırlar.

Bülent Ecevit’in ardından çok konuşulan diğer bir konu da  Rahşen Ecevit’le olan yol arkadaşlığıydı. “ İmkânsız Aşklar”a çoğunlukla buna taraf olan bireylerin seçimi değil, içinde bulundukları zorunluluklar şekil verir. Ortak yanları ‘ne unutulurlar ne de kavuşurlar.’ Filanca beyin kızı, falanca beyin kızına âşıktır. Ancak evlenmeleri mümkün değildir. Çünkü o iki bey düşman aşiretlerdendir, farklı millet, farklı ümmettendir. Üstelik karşı tarafın kaşının üstünde gözü vardır. Ecevit’lerin birlikte sürdürdükleri yaşam, sevgi ve bağlılıkları her zaman çok takdir edildi. Onlar günümüzün değişen değerlerine fark atan ve  imkansız bir aşk değilse de, imkanı zedeleyen pek çok olaya rağmen vefalarını sürdüren bir örnekti. Bu nedenle onlar Türkiye’nin “Rosssenberg’leri” olarak anılabilir.

İnsan yaşamında ölüm tecrübeyi kesintiye uğratıyor. Ömrümüzün ilk yirmi beş yılı büyümekle, sonraki yirmi beş yılı çalışmakla, son devresinde ise hastalık ve ardından ölüm geliyor. Yaşamın amacını sadece kendi neslini devam ettirmeye endeksleyen bu süreçte son çeyreğimiz, ellerimizin öpüleceği zaman olarak görülse de; vefanın, sağlığın bizi hayal kırıklığına uğrattığı dönemdir. Bu nedenle yaşam deneyimleri zengin, ileri yaşlardaki kişilerden yararlanmak karşısındaki kişilerin varlığı ve ilgisine bağlıdır.

Bülent Ecevit deneyimiyle, naif duruşuyla tarihe notunu düşürmüştür. İsteyen okur.

 

19 Kasım 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here