“BU İLK- EL HAYAT SAYILMAZ” SURURİ BAYKAL

0
107

Öğrenmek kimine göre çok ciddi bir şeydir hafife alınamaz. Kimine göre de oyunsal bir şeydir. Çoğu zaman bir oyun ve eğlenceli bir yöntemle öğrendiğimiz şeyler daha kalıcıdır. Bu durum bir problem çözme olabileceği gibi yaşama dair bir sorun da olabilir. Yazın türleri içinde öykü, şiir gibi düşsel yazılar bir şeyi duyumsatır. Düşünsel yazılar ise genelde kıyaslama, karşılaştırma, benzetme, açıklamalar aracılığıyla anlayışımızı zenginleştirir. Özellikle düşünsel yazıların ciddiliği onun okunabilir olmasına engeldir. Bu nedenle gazetelerde yer alan günlük yazılarda espri ya da ironinin olması daha ilgi çekicidir ve okunmalarını kolaylaştırır.

Deneme de düşünsel bir yazı olmasına rağmen suratı asık bir yazı-n türü değildir. Yazar kesin yargılara varmadan kişisel görüş ve düşünceleri konuşma havasında aktarır. Eleştirmenler gibi birini ya da bir şeyi hedef almadan, günlük fıkra yazılarında olduğu gibi çözümler önermeden kendi kendisiyle tartıştığı bir konuyu dile getirir. Burada bir anekdota yer vermek isterim. Adamın biri yola bir çember çizmiş. Sonra da tam ortadan geçen bir çizgi çekmiş. Çizginin bi bir tarafına zıplayıp gülüyormuş, sonra diğer tarafına. Yoldan geçenler “Ne yapıyorsun böyle hoplaya zıplaya “ diye sormuşlar. Adam; “kendi çapımda eğleniyorum” demiş. Deneme yazarı da karşıt görüşleri ele alırken tam böyledir. İç dünyasındaki karşıtlıkları iddiasız kendince dile getirir.

Eskilerin deyimiyle “kalem tecrübesi” olarak adlandırılan deneme türü, okuması çok zevklidir. Hoşça vakit geçirirken pek çok şeyler öğrenilebilir. Her ne kadar belgeleme, kanıtlama gibi zorunluluklar yoksa da okuduğumuz metnin “yazara göre” liğini biliriz. Yaşama dair ortak acı ve sevinçler yazıldığından düşünsel bir yazı olmasına rağmen yüreğe seslenen bir yazı türüdür.

Şiirlerinden tanıdığımız Sururi Baykal “Bu İlk el Hayat Sayılmaz” adlı yapıtında denemelere yer vermiş. Şiirlerinde gördüğümüz söz oyunları ve sanatlarının denemelerinde de devam ettiğini görüyoruz. “Rım Rım “ şiirinde aliterasyon ve asonans ustalığına tanıklık ettiğimiz Sururi Baykal kitabının isminden de anlaşılacağı gibi değişik okumalara açık bir başlıkla karşımıza çıkıyor.  “Bu İlk el Hayat Sayılmaz”

Yaşam boyu her şeyde deneyim kazanırken yaşadığımız anların tekrarının olmayışı bizi her zaman tecrübenin kıyısına götürür. İnsanın ne kadar büyürse büyüsün bir tarafının çocuk kalması, sevgide büyümeden, başka şeylerde gelişmek de bizi ilkel durumuna getirebilir Deneme yazarı kendi kendiyle tartışır demiştim. Bu tartışma, bir çatışmadan çok sorgulama biçimidir. Kitapta:1999 yılında vicdan, öfke, sevgi, mutluluk gibi konularda yazdıkları, bir iç konuşma niteliğinde gelişen, sorgu ve yanıtlamaları izleyebiliriz. Öfke’ye ilişkin şöyle diyor. “Aklın devreden çıktığı an kapımızdan giren duygusal zekâysa, fazla endişelenecek bir şey yok. Hatta denebilir ki, duyarlı insanlar için genellikle doğru ve yararlı sonuçlar çıkar. Çünkü duyguların zekâsı aklın boşalttığı yerde devrededir. Duygusal zekânın da boşalttığı alanda ise, şuursuz, bilinçsiz, kavgacı, yararsız, zararlı öfke vardır.  Ve öfke duyarlılığın ve duygunun kaybolduğu yerde canavar kesilir. Artık o bir yabancı, adeta üçüncü ayak, ‘üçüncü el’dir İstediğimiz dışında yereler dokunur, istemediğimiz yolda yürür.”

Yaşam karşısında yüz yüze geldiğimiz tüm soru-n-larla başa çıkmak için akla, deneyime, cesarete ihtiyacımız var. Bunlar için de bize sunulan pek çok reçete var. Kişisel gelişim derslerinden uzak doğu felsefesinin görüşlerine, “Tavuk Suyuna Çorba” hikâyelerinden menkıbelere kadar. Deneme yazarları da yaşam karşısındaki düş, düşünce ve duygularını dile getirirken her ne kadar öznel bir yaratı ortaya çıkarıyorlarsa da duygularımızın tercümanı gibidirler. Bu nedenle deneme okumak bir bakıma “İlk el” sayılabilecek yaşamımızda olaylar karşısında bir öngörü elde etmeye yarayabilir. Ne de olsa kalem tecrübe edilmemiş bir şeyi dile getiremez.

zehra çam
8 Ekim 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here