“Ben Öğretmenim Çocuklar” Mustafa Özçelik

0
93

Hepimizin yaşamında değerli anları oluşturan kişiler vardır. Öğretmenler de bunların başında yer alır. Ancak onları çoğu kez idealize edilmiş tipler olarak algılarız. Onların öğütleri kadar azarlamaları da kulaklarımıza küpe olur. Bununla birlikte öğretmenlerin de kendilerine özgü korkuları kaygıları, acı ve sevinçleri vardır. Bunlar bazen kendi sözlerinden bazen de edebiyatçıların dilinden kaleme alınmıştır.

Mustafa Özçelik’in hazırladığı “Ben Öğretmenim Çocuklar adlı kitapta öğretmen öyküleri derlenmiş. Konulu antolojiler aynı zamanda bir kaynak niteliğindedir her zaman.

Bir çırpıda okuyup rafa kaldırılacak cinsten kitaplar değillerdir. Arada bir alıp tekrar tekrar başka bir öyküyü yada şiiri okursunuz. Mustafa Özçelik’in hazırladığı bu antoloji de bu değerde olmuş. Yazarların doğum yıllarının esas alınarak kronolojik sırayla dizinlenen kitapta Türk edebiyatında otuz beşi öğretmen olmak üzere kırk bir yazardan kırk bir öğretmen öyküsü yer almış. Hüseyin Cahit Yalçın, Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin, Necip Fazıl Kısakürek, Sait Faik Abasıyanık gibi bildiğimiz yazarların yanı sıra 1970 yıllarda doğan genç öykücülere de yer verilmiş. Böylece yazarımızın da kitabında belirttiği gibi  “edebiyatımızda öğretmen karakterinin bir buçuk asrı bulan serüvenine ışık tutulmuş”.

Özellikle kronolojik antolojiler okunurken dilin değişimi ve gelişimine tanıklık ederiz. Kitapta da ilk öyküler klasik eser tadında iken ve kullanılan sözcükler öykülerin geride kalan  bir zamana ait olduklarını hissettirirken,  gittikçe dilin değişimini görüyoruz.  Ancak bunların yanı sıra sosyal yaşamın hangi merkezden neye doğru aktığını da gözlemleyebiliriz. Cumhuriyet döneminin aydınlıkçı köy öğretmenlerinin idealistliği şimdilerde kendini geçim kaygılarına bıraktı. Çocuklarda tüm yokluğa rağmen kurtuluşu okumakta değil, Popçu yada topçu olmakta görmeye başladı. Abdullah Harmancı’nın  “Beni Almaya Gelen Bulut” isimli öyküyle Reşat Nuri’nin öğretmenlerinin öyküsü ne kadar da birbirinden farklı.  Mustafa Özçelik kitapta öğretmen öykülerini derlerken özellikle öğretmenlerin de zaafları ve hataları olabileceğinin altını çizmiş. Bu nedenle seçilen kırk bir öyküde kırk bir ayrı hal var. Bu hallerin anlatımı için de öykünün ne kadar uygun bir tür. Necip Fazıl Kısakürek’in “Öğretmen Bey” öyküsü ile Sait Faik Abasıyanık’ın kalem aldığı “zemberek”  adlı öykü, öykünün etki ve tadını bir kez daha duyumsatıyor.

Bu türden derlemeler bir konu hakkında kişiye özgü bakış açılarının zenginliğini, her konunun öznel dünyalardaki farklı yansımalarını görebilmek açısından da önemli. Çünkü söz kimi yazarda bir itiraza dönüşür, kimi yazarda bir savunmaya. Kimi yazarlar meselelerin iyi yanını görürken, kimileri eleştirel bakışla yazar. Aynı konunun birkaç bakış açısı, duygu, duygulanım ve kurgusal farklılıklarla işlenmiş olması bin bir hal içinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatır. “Ben Öğretmenin Çocuklar” adlı öykü derlemesinde yer alan öykülerde de bunu görebilir ve öğretmenin, öğretmenliğin ve öğrencilerin zaman içindeki değişim ve dönüşümüne tanıklık edebilirsiniz.

Kitabın 24 Kasım Öğretmenler Gününde okuyucuyla buluşması da çok anlamlı. Odunpazarı Belediyesi Kültür Yayınları Dizisinden çıkan bu kitap, daha önceden çıkan Babalara adanan şiirlerinden oluşan “Baba Bu Kitap Sana”; öğretmen ve öğrenci sevgisi işleyen  “Dünyanın Bütün Çiçekleri” adlı şiir antolojilerinin yanında öykü derlemesi olarak yerini aldı. Bu çalışma için teşekkür ederken Rahmi Emeç’in hazırladığı “Eskişehir’li Şairler Antolojisi”nin ne zaman yayımlanacağını ve neden yayımlanmadığını da ilgili kişilere sormak isterim.

zehra çam