“Ben Büyüyünce de Çocuk Olucam” Cihan Demirci

0
207

Sevdiğimiz birinden kalan nesnelerin, eski fotoğrafların iz düşümlerinden anılar yayılır birer birer. Anılar gittikçe büyüyen özlemlerimizin bugünlere taşınan öyküleridir. Gün olur gözlüklü ninemizin bir vakâr içinde terk edilişi, gün olur dedemizin bıçkın delikanlılık öyküsüdür. Annemizin “aman evladım” sakındırması olabileceği gibi babamızın “ben ettim sen etme” uyarısıdır. Ama yaşıtlarınızın anıları daha başka etkiler sizi. Vay bee Hey gidi günler heyy derken yer yer canınızı acır. Hayıflandığımız anılar zenginliğe, azarlanmalarımız öğüde dönüşmüştür zaman içinde. Biz yaştakiler için anılar sanırım bu yüzden pişmanlıklar da içeriyor.

Yazarlığının 25. yılında olan mizah yazarımız Cihan Demirci, “Ben büyüyünce de Çocuk Olucam” adlı kitabında anılarını mizahi bir dille kaleme almış. Kitap bir çırpıda okunuverecek tada, ancak bir çırpıda okumak mümkün değil. Bir mizahçının kitabı da zaten bir çırpıda okunamaz. Yer yer gülmeleriniz hüzne açılan pencereler oluştururlar. “Güleriz ağlanacak halimize” dediğimiz şeyler bir mizahçının yarattığı dilinde, güldüğümüz hallerin ağlamaklı metinlerine dönüşüverir.

Bizim büyüdüğümüz yıllarda oyuncakların tanımı plastiklerde yapıldı. Bizlerde pek üzüldük. Çoğu zaman “benim hiç oyuncağım olmadı, hiç çocukluğumu yaşadım” sözleriyle hayıflandık. Evlenip çoluk çocuğa karışınca çocuklarımıza aldığımız oyuncaklar aslında bizim de merakla oynamayı beklediğimiz oyuncaklardı. Yemedim yedirdim mantığı da hazır kulaklarımızdan kaybolmamışken bu fedakârlık içinde çaktırmadan oyuncak özlemlerimiz gidermeye çalıştık. Aaaa bir de ne görelim ki, meğer ne çok oyuncaklarımız varmış. Zerdali çekirdekleri, gazoz kapakları değme pockemaonlara taş çıkarıyormuş. Çünkü çocuk için oyun sadece eğlence alanı değildir. “Öğrenmektir oynamak, bir oyunda büyümektir oynamak, her şeyden önemlisi yaşamaktır oynamak” Böyle zamanlardaki sevinçler emsalsiz anılar oluşturur. Çocuksu yaramazlıklarımıza şaşkınlıklar düşer. Sahi bu büyükler bize neden kızıyordu ki o zamanlar. Ne vardı yani komşunun bahçesinden elma yediysek(!) Topumuz komşu teyzenin camını kırdıysa. Bak ne hallere geldik. Sevgilerimize de coşkularımıza da emsal uğramıyor. Her birimiz, çağa ayak uyduralım diye yalnızlıklarımız içinde ağımıza çekilerek nasıl da yaşama yabancılaştık

Cihan Demirci kendi çocukluk anılarını dile getirirken aslında bir neslin yaşamından ortak izdüşümleri yansıtmış. Doğrusunu isterseniz “ aynı sebepler aynı sonuçları doğurur” diyen determinist ilke geldi aklıma. Yoksa aynı çağlar aynı anıları mı üretiyor? Gözlerimin dalıp gittiği bir anda Cihan Demirci söze giriyor. Çocukluğuna uzanarak özlemlerimizin, yitirdiğimiz şeylerde kilitli kalan yanlarını şu sözlerle dile getiriyor:

Çocukluğum… Filmlerin henüz perdede kaldığı, hayatlarla henüz bu denli, oynanmadığı yıllar…

Çocukluğum… Gülmek için sinir bozukluğuna, ağlamak için akşam haberlerini izlemeye gerek olmayan yıllar…

Çocukluğum… Çekirdeklerin henüz kabak çekirdeği tadı vermediği yıllarda, yazlık sinemalardaki o tatlı esinti…

Çocukluğum… Duygu’nun sadece bir kadının ismi olmadığı, cenazelerde henüz siyah gözlüklü insanların görülmediği, kimsenin gözlerini kimseden saklamadığı, saflığın henüz kötülüğün önünde seyredebildiği o güzelim yıllar…

Kitabı okurken tabii ki ben de çocukluk günlerime gittim. Benzeri anıların varlığı beni şaşırtırken, doğrusu değişen fikirlerim de var. Ey Cihan Demirci sen bazı noktaları atlamışsın. Küçükken biz fast food nedir bilmiyorduk. Islanmış ekmek dilimlerinin üstüne şeker döküp yiyorduk oyun aralında. Uzmanlar böyle şeker yemenin bağırsaklarda kurt yaptığını söylüyor. Bak ekmek arası dönerler, lahmacun ve hamburgerler bunu yapıyor mu? Ayrıca kızlar kahve içerlerse kara kız olurlardı. Oğlanlar büyüklerinin yanında konuşursa ağızlarından kurt çıkardı. Mahalledeki ağabeyler yüzünden kızlar erkek arkadaş edinemezdi. Hem ne diye boncuklarla falan oynadığını yazdın. Maç yaparlarmış da, komşunun bahçesinden meyve çalarmış da. Ne güzel unutmaya başlamıştık, yırtık toplarımızı. Bez bebeğimizin elbisesiyse çoktan yırtıldı. Hatıra defterini de kaybetmiştik hali hazırda. Hiper aktif anılarını dillendirmekle mızıkçılık yapıyorsun.

Canımı yaktın yaa…

Küstüm oynamıyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here