BABA BU KİTAP SANA

0
104

Yunus Emre bir şiirinde “Söylememek çabası söylemenin hasıdır/ söylemenim çabası gönüllerin pasıdır” diyor. Tüm toplumsal, sosyal yaralarımıza rağmen yine de bizi en çok yaralayan ölüm acısıdır. Hele ki bu sevdiğimiz biriyse, hele ki, aileden biriyse.  Söz olur dile gelir. Söz: şiir olur içtenliğin sesidir; öykü olur söz yitik bir anının resmidir, roman olur bir ömrün seyridir.

Edebi metinler üreten yazar ve şairler için de aile hayatı sözüne ve diline düşen ilk damlalardır. Ya da yazının seyri içinde mutlaka izlerine rastlarız bu sevilerin. “Sahi senden mi doğdum anne” diyen Haydar Ergülen şaşkınlığı ile  “Sizin hiç babanın öldü mü? /  benim bir kere öldü kör oldum” sorgusunda benzer bir iç sesin sızısı vardır.

Odunpazarı Belediyesi’nin basımını üstlendiği “Baba, bu kitap sana” edebiyat dünyamızda baba sevgisi, kayıpları karşısındaki kederleri, yaşanmışlıklara karşı özlemleri baba-oğul-kız ilişkisi içinde dile gelen  “babaların” ve “babalara adanmış” şiirlerin bir derlemesi.

Mehmet Akif’ten başlayarak (1873) günümüz şairlerine kadar Onur Caymaz’a (1977) kadar edebiyatımızın önemli isimlerinin şiirler yer alıyor. Antoloji okumayı çok severim. Hele bir de şair ya da yazarların doğum sırasına göre yazılmışsa daha da çok. Çünkü genelde edebiyat, özelde şiir dile müdahale eder. Böylece yazılan eserleri tarihsel sırayla okurken yazıldığı dilin nasıl değişime uğradığını, sosyal yönden de yaşantı değişikliklerinin tanığı olursunuz bir anda. Bu nedenle genelde edebiyat eserleri bu açıdan toplumların tarihlerini yorumlayan alternatif kaynaklardır.

Mehmet Akif şiirinde, “Üç beyinsiz kafanın derdine üç milyon halk, Bak nasıl doğranıyor? Kalk baba, kabrinden bak” derken öznel bir sevgisinden çok o yıllardaki savaş yıllarını sezinletiyor. Nilay Özer’in “Babam için Bir Sonsuz” şiirinde, “daha çok sever miydim uçmasını bilseydim,/ babamsın ah keklik burcu bir talan… Yalnızlığın çocuklara kadar indiği/ eflatun akşamların uçbeyi babam” derken toplumsal yaranın savaştan yalnızlığa aktığını, birey olma-ma-nın mücadelesine döndüğüne tanıklık edebiliriz. Böylece sorun edinilen şeylerin tarihsel değişiminin de tanığı oluruz.

Antolojilerde dilin ve tarihin gelişimi ve değişimiyle birlikte aynı temanın, değişik kişi ve zamanlarda nasıl farklı söylemlere dönüştüğünü kavramak açısından da önemlidir. Babasının ölümü karşısında Cemal Süreya, “Sizin hiç babanın öldü mü? /  benim bir kere öldü kör oldum” derken, ilhan Berk annesinin ölümünün ardından é tahta tabut” adlı şiirinde “Çiviler büyük geldi Annemin yüzüne değiyor..Annemi gömdük eve dönüyoruz/ bir ıssızlık bir ıssızlık. /- Öldü, ruhu konuşuyor, diyor babam” diyerek acısını üçüncü şahsın üzerinden dile getiriyor.

Ailedeki bireylerin ve özellikle babaların yaşam içinde nasıl izler bıraktıklarını anlamak adına güzel bir derleme.

Benim de yaşamımda babamın ayrı bir yeri vardı. Geçen yıl bugün, toprak yolcusunu aldı. Kitabımın sön sözü Babacığım. “Bu yazı sana.”

 

 

 

22 Mart 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here