“Amida Eğer Sana Gelemezsem” Özcan Karabulut

0
69

Edebiyat, toplumsal tarihin diğer yüzüdür. Yaşanan acılar sevinçler bir kurgu içinde işlense de tarihi yansıtan tanıklıklardır. Yazar, tanıklarını birer kahramana dönüştürerek dillendirir. Dile gelen kişilerin yaşamında, o zamanki sorunların, sevinçlerin sesleri ve coğrafyaların renkleri vardır. Amida, bir kent romanı. Diyarbakır’ın romanı. Diyarbakır’la metaforlaşan günümüz Türkiye’sinin romanı. Öykülerinden tanıdığımız, “Dünya Öykü Günü”nün de öncüsü yazar Özcan Karabulut’un ilk romanı: “Amida Eğer Sana Gelemezsem”.

Amida’da, Diyarbakır’dan yola çıkarak ya da Diyarbakır’a bakarak tüm ülkenin tanık olduğu, çocuk işçiliğinden, aşk ve ölüme kadar pek çok soruna değiniyor. Romanda ele alınan sorunlar ve kişiler yer yer önde yer yer geride kalarak sinematografik bir anlatımla bütünsel bir resim çıkarıyor karşımıza. Romanın bu çok katmanlı yapısı üç boyutlu resimler gibi illüzyonlar yaratıyor. “Amcalar Pislik Yapıyor” diyen bir çocuğun, üç pantolon giyerek bu suiistimalden korunmaya çalışması, çocuk işçiliği sorunuyla ilgili yoğun bir roman olacağının ipuçlarını veriyor. İlerleyen bölümlerde de çocuk işçilerinin sorunu, tüm boyutlarıyla ele alınırken, kimlik sorunu, zorunlu göç, savaşlar ve derken aşkla kendini yapılandırıyor. Ancak aşkın içinde, kimlik ve aidiyet sorunu, kimlik sorunu içinde göç olgusu, göç olgusunun içinde savaş, savaşın içinde kadınlar, çocuklar ve kadının yaşamında aşk ve çocuklarının sevgisi iç içe geçen kurgularla sıralanıyor

Amida, bir toplumsal ideolojileri de yansıtan bir roman. Ele aldığı sorunlar, her an yüz yüze olduğumuz sorunlar ise de haklarında konuşmak ve bir sonuca varmak oldukça zor. Kimlik sorunu, etnik sorun, savaş ve çocuk işçiliği gibi. Bu tip sorunları dile getiren romanlar genelde yanlıdır. Ya taraf olmanın gururu ya da “öteki” nin mağduriyetinin şiddetiyle yüz yüze gelinir. Özcan Karabulut ise romanında, gerek sorunları dile getirirken, gerekse de çözümleri konusunda nesnel bir yaklaşım sergiliyor. Empatik yaklaşımla, “Arat insani olanı reddetmiyor” derken vicdani duruşunu da ön plana çıkarıyor.

Öyle bir anlatım tercih etmiş ki, sorunlar ve kişiler yer yer önde yer yer arkada kalsa da; okuyucu kitabın içine dahil olamasa da; sık sık sarsılıyor. Açık uçlu bu soru-n-lar, okura dayatma yapmaksızın ve karşıtlıklarıyla birlikte düşündürüyor. Böylece okuyucuyu da sorunlar karşısında durduğu yeri görebiliyor. Can yayınlarından çıkan kitap, günümüzde tartışılan sorunların birbiriyle ilintisine değinirken “küreselleşme” kavramıma da içten bakıyor. Sorunların çözümü konusunda ise iç dinamiklerin önemini vurguluyor.

Amida, gerek anlatımındaki katmanlarıyla gerekse de değini ve göndermeleriyle de zengin bir kitap. Yazar, Diyarbakır’la ilgili Yunus Peygamberin söylencesinden, dengbej geleneğine, göç nedeniyle Ermeni cemaatlerinin yok oluşuna, Kürtçe-Türkçe dil sorunundan güncel sorunlara değinirken yörenin yiyeceklerini, yer adlarını, yazarlarını ve türkülerinin öykülerini de romanın sayfalarına sıkıştırmış. Yunus Peygamber’den başlayan bu geçit, Ülkü Tamer, Cahit Sıtkı gibi ozanlardan sonra Gaffar Okkan; Hevsel Bahçeleri, Zeugma, Hasankeyf’e uzanıyor. Böylece okuyucu, romanla birlikte yazılı coğrafyada dolaşıyor. Tüm bunların üstünde de imkânsız bir aşk öyküsü yer alıyor. Arat’ın diğer kadınlarla olan ilişkileriyle de erkek-kadın ilişkilerini ve cinselliği sorgulattırıyor.

Dilşa, hem kapalı hem de Kürt bir kadındır. Üç kez intihar etmek istemiştir Kızlarının ölümünü, yaşamalarından daha iyi görür. Töre geleneği içinde kadınların zorlukları adeta onun yaşamında özetlenir. Kızların okula gidememesi, bedenin metalaşması, töre, kadın intiharları, aile içi şiddet, taciz ve tecavüz mağduru olmak vb sorunlar. Arat ile Dilşa’nın yani Amida’nın aşkı çözüme ulaşacak mıdır?

Coğrafyamızın son dönem fotoğrafını yansıtan Amida, sarsıcı gerçeklerle dolu. Geriye bıraktığı sorulara verilen yanıt ise sizin vicdani ya da insani olanı kavramada taraf olmaya değil, nesnel olmaya davet ediyor. Amida, “Seneden Bir Gün” görüşmeyi arzulayan âşıkların öyküsü, romanın başlığı olan “Eğer sana gelemezsem bu roman hiç bitmesin” cümlesiyle biterek döngüsel bir hale geliyor. Başa dönülen roman mı? Aşk içindeki yeni bir başlangıç mı?  Sorunlar mı? Ya da açık kalan sorular mı? Ona da siz karar verin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here