Aile İçi Şiddete Giden Yol: Duygusal Şantaj

0
102

Yorgun bir günün ardından evlerimiz, huzur bulabileceğimiz bir liman gibidir. Ancak bu liman zaman zaman çetin rüzgârlara, dalgalara ve fırtınalara maruz kalır. Güvensiz ortamlar, hayat pahalılığı gibi dış etkenler olabileceği gibi bazen iç etkenler de ailedeki barışın bozulmasına yol açabilir. Bunların başında sözel iletişimde ifadelerimiz doğru kullanmayışımız ve aile içindeki rollerimize yanlış bakış açımızdır. Böylece aile içi diyaloglar şiddetin kapısını aralayarak şantaja dönüşür.

Çocuk zaten beni hiç sevmiyorsunuz ki diye yakınırken, anneler “saçımı sizin için süpürge yaptım, yemedim yedirdim, giymedim giydirdim” derler. Babalar ise “Ben kimin için çalışıyorum, sizim için çalışıyorum. Akşama kadar… gibi yoruldum” diyerek söze karışır. Allah korusun erkekler çoluk çocuk sahibi olmasalarmış hayta olacaklarmış. İşsiz güçsüz bir hayatları olacakmış gibi gelir.

Aslında tüm bu diyalogların ardında “kaygı” yatar. Bu kaygı kaybetme korkusudur. İnsan kaygı karşısında ya kaçıyor ya da saldırıya geçiyor. Her iki durumda da aktif ya da pasif olarak harekete geçiyoruz. Beklentilerimiz ifade ederken ya da bizden bekleneni yaparken öylesine tutumlar takınıyoruz ki bir süre sonra ilişkiler akıl almaz hale gelebiliyor. Tabii bu durum yaşamımızda yalnızca aile içinde değil arkadaşlarımız arasında da devam ediyor. Hiç kimse durduk yerde insan kaybına uğramak istemez. İyi dostluklara her zaman ihtiyacımız vardır. Ancak zaman zaman dostlarımızda ilişkiyi bu türden duygusal şantajlara bağlayabilirler. Ve her zaman haklı olduklarına bizi ikna etmeye çalışırlar. Çünkü şantajcılar bizim iyiliğimiz, ilişkinin daha güzel olmasını dilediklerinde ısrarlıdırlar.

Diyelim ki akşam için aileden birinin dışarıda programı olduğunu düşünelim. Anne; “Ama yemek yaptım. Ayrıca falanca kişiler de misafirliğe gelecekler. Onlar seni çok özlemişler” diyebilir. Ya da evdeki hanım, sinemaya ya da uzun sürecek bir hobiyle uğraşmak istediğinde. Eşi ona “Ne yaparsan yap. Zaten sen bildiğini okuyorsun.” Daha da ileride “O zaman ben de arkadaşlarıma her hafta sonu balığa giderim” . Çocuklara” eğer sınıfını geçmezsen sana tatil yok” bu sözler uzayıp gidebilir.

Bunları söylemek kadar istemediğimiz bir şeyle yüz yüze geldiğimizde takındığımız tavırlar da şantaja dönüşebilir. Bunların en tehlikelisi bir sorun hakkında konuşmak ya da tartışmak yerine “susmayı” tercih edenlerdir. Sadece sumak da yetmez, genelde bu sessiz direnişçiler surat asarak bunu yaparlar. Kendi öfkelerinde gömülmüş bu kişilerin varlığı evde bir tehdit unsuru haline gelebilir. Öyle ki bazen onların neye kızdıklarını bile çözülemez.  İnsanın bazen “Allah aşkına bağır çağır ama bir şey söyle” diyesi gelir.

Sessiz kalmak kadar dırdır etmek de bir o kadar tehdit oluşturur. Her sorunu ayrı ayrı değerlendirmek yerine. “ben sana dememiş”miydim. Zaten sen hep böyle yaparsın.” Hayatta hata yapma olasılığımız bir defalık bir şey değildir. Karakterimizin ve kişiliğimizin eğilimlerimizin öylesine ortak zayıflıklıları vardır ki hayat boyu belki de hep aynı hatayı yaparız. Olaylar değişir, konular değişebilir ama biz istesek de istemesek de aynı kökene dayanan hatayı tekrarlayabiliriz.

Tabi burada en çok da çocukların kullandığı bir şantaj vardır ki buna karşı da uyanık olmak da yarar var. Sık sık yollarda istediği alınmadığı için ağlayan tepinen çocuklar görürüz.

Büyüdükçe bu isyanlar büyüyerek evden kaçmaya, suça yönelmeye hatta uyuşturucu kullanımına kadar giden bir kendini cezalandırma eğilimine girerler. Aslında olmayan istekleri karşısında acı çekiyor görünürler. Fakat aslında çektikleri acılara karşılarındaki kişinin sebep olduğu hissini uyandırarak vicdan azabı çektirirler. Bir sorun sonrasında hastalanan ya da evden kaçan bir çocuğa sahip her nane baba “keşke “ şunu bunu yapsaydım diye dövünebilir.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Ancak aile içindeki ilişkilerimizdeki tavrımız yada düşüncelerimiz yaşam içinde bir prototip oluştururular.  Bir kişi evinde nasıl davranıyorsa işinde de, düşünde de aynı davranıyordur. Herkes kendini gözden geçirerek kendini sorgulayabilir.

Ya sen en ilişkilerinde sığınılan bir liman mı yoksa limanı yıpratan çetin bir dalga mısın?

zehra çam

ag

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here