Adnan Satıcı’nın Ardından

0
121

BRİKETLERİN GÖLGESİ

Anılar; yaşam içindeki sevinç ve acılarımızın ortak dilidir. Çoğu zaman aynı ortamlarda ortak acılar üstleniriz, birlikte dile getiririz her birimizdeki izdüşümü farklı olsa da. Kimi zaman da ortak mekânlar bir tanışıklığa neden olmadan ortak sevinçler ve acılar üretir. Bu anıları paylaştığımız insanların yitimi de başka bir keder bırakır üstümüzde. Adnan Satıcı’nın ölümü de bende böyle bir iz bıraktı.

1970 li yıllar. Akarbaşı Yıldıztepe arasında kalan sokakların birinde briket üretilen bir yer vardı. Bunun yakınlarında da kalabak suyu deposu. İçme suyunun saka ile dağıtılmadığı mahallelerin sakinleri kalabak suyu deposunda uzun kuyruklar oluştururdu. Sokağımızda da kalabak suyunun satışı olmadığından, olsaydı da alma gücümüz yoktu zaten; depodan 5-6 km uzaklıktaki evimize su taşırdık. Suya gitmek bizler için bir oyun zamanıydı aynı zamanda. Evlerde genelde on ile onbeş yaş arasındaki çocukların işiydi bu suyu taşımak. Ancak yazı var kışı var. Çeşitli sorunlarla da yüz yüze gelirdik. Bazen sabah girdiğimiz kuyrukta bize ancak akşama doğru sıra gelirdi. O yorgunlukta bazen testileri taşımaya gücümüz kalmaz tam eve yaklaşacağımız zaman tökezleyip düştüğümüz de olurdu. Akşama kadar beklediğine mi yanarsın yoksa kırılan testiye mi yanarsın? Bir de “bir testiye sahip olamadın mı” sorusuyla yüz yüze gelineceğine mi? Gelin çıkın işin içinden.

Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Adnan Satıcı’nın çocukluğu Eskişehir’de geçti. Ailesi, Akarbaşı mahallesinde bahsettiğim bu briketleri yapıyordu. Ancak aynı mekânlarda yaşadığımız halde bir tanışıklığımız yoktu. Şairin bir dönem Eskişehir%8