ABDULLAH BAŞTÜRK “İŞÇİ ÖYKÜLERİ” YARIŞMASI SONUÇLANDI

0
85

Edebiyat ve sanat ödülleri çoğu kez, yaşamlarında önemli çalışmalar yapmış bireylerin anısına düzenlenir. Bunun örneklerini ülkemizde de görebiliriz. Sait Faik, Yunus Nadi, Behçet Aysan adına yarışmalar var. Bu yarışmalarından biri de Edebiyatçılar Derneği ve GENEL-İŞ tarafından, yaşamında sendika çalışmalarıyla bilinen Abdullah Baştürk adına, yapılmaktadır. Bu tür yarışmalar, edebiyatımıza yeni çalışmalar ve isimler kazandırmanın yanı sıra, bireylerin kendilerini deneme fırsatı da yaratır.

“Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması” nın bu yıl üçüncü yılı. Geçen yıl yarışamaya seksen dokuz aday yüz yirmi iki öyküyle katıldı. Zafer Doruk: Soyka, Gülçin Karaş Duman: Mahmut, Gencay Seter: Ayna adlı öyküleriyle derece aldılar. Yarışmaya katılan öykücülerin öyküleri  Genel-İş Sendikası tarafından “İşçi Öyküleri 2004” adıyla yayımlandı. Kitapta: iş ararken, çalışma saatleri, iş kazaları, işçi haklarını aramakla ilgili öyküler yer alıyor.

Öyküler her ne kadar “İşçi Öyküleri” adını taşıyorsa da kitapta işsizlikle ilgili de birçok öykü var.

Bildiğimiz gibi birinin işi olması yeterli değil. Çalışma saatleri, sosyal haklar, iş güvencesi, çalışma koşulları gibi pek çok sorun çalışanlar için hala düzeltilmeyi bekleyen sorunlar arasında.  Yeni iş olanaklarının yaratılması, bireylerin kendi birikim ve yeteneklerine uygun işlerde çalışıp çalışamadığı da ayrı bir konu.

Bu yıl ki yarışmaya yüz seksen dört öykü katıldı.  Adnan Özyalçıner, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol ve Ahmet Yıldız’dan oluşan seçiciler kurulunca; birincilik Zehra Ünüvar’ın “Mevsimlik İşçiler”; İkincilik, Mavisel Yener’in “Ocakçı Gözleri” ;Üçüncülük, Emine Başa’nın “Lena / Düş Hançeri” adlı öykülere verildi. bu yıl ki  yarışmada da yine yaşamın içinden gelen öyküler yer aldı. Ödül töreni 27 Aralık 2005 Salı 18.00 – 21.00 de, Kumrular Caddesi, No. 26, Kızılay/ Ankara adresinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Toplantı Salonu’nda yapılacaktır. Ümit ederim bu öyküler, geçen yıl olduğu gibi, bir kitapta toplanarak yayımlanır ve kalıcı bir bellek oluşur

Sanatsal yaratının “ne” liği üzerinde her devirde tartışmalar olmuştur. Sanat her ne kadar öznel bir yaratı ise de, kaynağını yaşamdan ya da yaşananlardan alır. İşçi Öyküleri içeriğini yaşananlardan alması bakımından, bizi gerçek dünyayla yeniden yüzleştiriyor. Her gün sabahın erken saatlerinde, emzikteki bebeğini bırakarak masa başına, ya da tarlasına koşturan  kadınlar… Herkesin gece uykusuna daldığı bir zamanda gece vardiyasında, önünden geçen banttan ürünleri kaçırmadan toplamaya çalışan işçiler… Karanlığın koynunda didinen madenciler… Uzun çalışma saatleri boyunca hesapları tutturmaya çalışan muhasebeciler, bürokratlar… Aslında hepimiz bir şeylerin işçisi değil miyiz? İnsan olarak bazen yaşadıklarımız bazen de yaşamadıklarımızla öyküler biriktiririz. Emzikli kadının göğüs sancısı ile gün ışığını görememenin biriktirdiği sızı arasında ne fark var. Kasalar dolusu sebze yüklü bir kamyoncu ne kendisi için, ne de sevdikleri için, diğerlerinden daha fazlasını yiyemez.  Kentler uyur, evler uyur, yollar, makineler uyumaz. Çağımız böyle bir çağ. Hızın egemen olduğu her alan, keyiflerimizden bir şeyler çalarak ilerliyor. Sonu mu?

Kim bilir?

Son veya gelişme ne olursa olsun, sanatçılar da üretmeye devam edecekler. Sanatın içsel ayrıntıları; yaşamın ya da yaşanılanların yeni, farklı solukları düş ve düşüncelerden sızacak. Düş ve düşünceler: bizi insanca bir yaşamın nasıl ve insanın ne olabileceğiyle ilgili önermeler içerir. Böylece gelemediğimiz noktalara belki zamanından önce varabiliriz. Herkesin yaşamı farklı bir öyküdür. Bizler de kendi öykülerimizi dillendirebilir ya da dillenenleri okuyabiliriz.

25 Aralık 2005 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here