“BUGÜN NE YAZSAM” DA ÖDÜL ALSAM

0
6

Edebiyat metninin değeri içerik ve estetikle ilgili. Sözün gelişimi neyin yazıldığından çok nasıl yazıldığına gelip dayanıyor. Ustalık; sözü edilmiş konuları söylenmemiş biçimde ifade etmekle mümkün. Ancak bir yazar için özellikle sık sık yazanlar için “Bugün ne yazsam” öncelikli bazen de zorlayıcı bir sorudur. Yazı karşısında anlamsızlığa düştüğümüz zamanlarda da biz bulur.

Yaşama baktığımızda bazen her şeyi (kendi bilgilerimizin sınırı içinde )bildiğimiz sanırız. Taa ki merak alanına giren yeni bir soruya kadar. Zaman zaman da ne çok öğrenilecek şey vardır deriz. Bazen bilinmeyen bir şeyi nasıl açığa çıkaracağımızın sorusudur bu. Bazen de bilinen şeylerin bıkkınlığıdır. “Gökler altında yeni bir şey yok” der bir atasözü. Günümüzde gelişen bilgi bilişim araçlarıyla ise yeni ya da eskiye dair şeyler değil, bireylerle ilgili de şeyler açığa çıkıyor. Hiçbir vakitte birey bu kadar kuşatılıp parçalanmadı. Hiçbir zaman özel yaşamlarımızda dahil bilgiler el altından bı kadar gözler önünde serilmedi.. Bu bilinebilirliliğe birlikte hiçbir zaman zorbalık da bu kadar çoğalmadı. Bireysel şiddetten teröre kadar her şey bu kadar tırmanmadı.

Bilinen bu durumlarda da yazar için “Bugün ne Yazsam” sorusu yazsam mı yazmasam mı? Arasında gider gelir. Buna rağmen bu perdeyi aralayıp yazamaya devam ederiz. Uğur Mumcu da bu perdeyi aralayanlardan biriydi. “Bugün ne yassam” adlı tek perdelik müzikal güldürü de “siyaset-tarikat-ticaret” üçlemesinin açımlaması var.  Uğur Mumcu’nun oyunun söz ve müziğini Nedim Yıldız yaparak zaman zaman sahneye de koyuyorlar. Uğur Mumcu’nun bu eserini okumak bir metin aracılığıyla toplumsal bir yansıma fark etmekten,  ya da komplo teorileri gibi şifrelenerek yazılan bir netin elde etmekten daha fazlasını kapsıyor.

Uğur Mumcu, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın” der.  Genelde bir yere ait olmak ya da uzandığımız heveslere kapı açan yollarda niyetler sorgulanmaksızın dâhil olduğunda genelde yolculuğun sonunun nereye varılacağı önceden kestirilemez. Yolda ilerledikten sonra da geri dönüşün ağır bedellerinden kaçıp kendimizi pek da ait olmadığımız şeyleri yaparken buluveririz. Bu durumda yalnızca kişisel çıkar ve kazanca odaklı olmak bireyi bir “faust” haline getirir. Uğur Mumcu yaşamı boyunca yaptığı araştırmalarda her ne kadar bir gruba ait idiyse de kazanca odaklı olmaktan çok, rahatsız olunan şeyler için çözüme odaklı biriydi. Bugün genelde yazılan araştırma kitabı şeklinde yazılan “araştırma eserleri” çözüm odaklı ya da bir sorunu açığa çıkaran olmaktan çok yap-boz oyunlarının kaç-göç öykülerine benziyor. Bir grup hakkında şüphe uyandırma, hedef göstermeye bir de komplo teorileri üretirseniz çok satanlar arasına girebilir. Ününüze ün katabilirsiniz. Bu konuda esen rüzgardan yararlanıp bir de fırsatı değerlendirerek uluslararası bağlantılara geçerseniz “ödül” bile alabilirsiniz.

Bir sanatçıyı değerli kılan şey yapıtlarının yanı sıra haksızlık karşısındaki duruşudur. Biz bir haksızlığa tanıklık etmiş olabiliriz. Bütün mesele bu tanıklığımızı nasıl kullandığımızdır. Ya değilse herkesin bildiği ama söylemediği bazı şeyleri “ isabet ettirilen zamanlarda” söylemek haksızlığın karşısında olmak demek değildir. Hele ki bunda kendimize dönen yararlar peşindeysek. Sanatçının etik değerleri oportünizmle bağdaşmaz.

Sanatçının dikkat etmesi gereken başka bir şey de, yaptığınız eser para edebilir. Ancak siparişle para kazanmak için üretmek ya da üretimi o yönlendirmek sanatçıyı zanaatkâr durumuna düşürür ki bu durumda vergi numarası alıp bir ticarethane açmak daha yakışık kalacaktır.

Özellikle ödüllerin ve sanat-çı-nın sorgulandığı bu günlerde üretilen bilgiyle birlikte sanatçıların sorunlar ve yaşam karşısındaki duruşları yeniden gözden geçirilmelidir.

 

18 Ekim 2006 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here